Avustralya''ya altıncı gidişim.
Uzayıp giden, tren değil uçak yollarında kafamda hep aynı soru vardı. Acaba biz olimpiyat yapabilir miyiz? Sevgili Cüneyt Koryürek ağabeyimizden olumsuz görüşüm sebebiyle müsabakaların bitişinden 3 - 4 gün önce tatlı bir fırça yemiştim. Olumsuz görüşümü Koryürek''e söylediğimizde cevabı şöyle oldu: "Birkaç gün önce, Ali Abalı da senin gibi konuşuyordu. Ona hak verdim. 71 yaşındaki adamın kafasına göre tabii ki, yapamazdık. Ama Amerika''da tahsil gören ateş gibi bilgisayar uzmanı oğlunu unutmuştu. Ali''ler değil, olimpiyatları işte bu genç ve iyi yetişmiş nesil yapacak Orhancığım."
Tam 47 bin amatör hizmetlinin gece - gündüz demeden, bizi memnun etmek için çalışmaları her hizmetten sonra, bizden önce teşekkür etmeleri ve bu insanların büyük bölümünün emekli oluşu Sidney Olimpiyatları''ndan aklımda kalan en önemli hatıra idi. Bir de, 4 milyonluk bir şehrin spora yatkınlığı, güleryüzü, yardımcı olmak için kendini adeta parçalaması... Samaranch''ın kapanış konuşmasında Sidney''in tarihe en iyi olimpiyatlar olarak geçeceğini belirtmesi üzerine stadyumda bulunan ve televizyonlarının başında kapanışı izleyen milyonlarca Avustralyalı''yı zevkten dört köşe yaptı. Bunca yıllık gayret ve hizmetlerinin karşılığını bu bir çift sözle almışlardı. Sidney Olimpiyatları''nda günlük gazeteler olayı manşetten verirken, sadece olimpiyatlar için yayınlanan bir gazetede, ''Sidney Seks Olimpiyatları'' tabiri vardı. Yazar, eskiden erkekle kadın arası acayip tiplerin bayanlar müsabakalarında rekor üstüne rekor kırdığını belirtiyor, fakat güzellik ve cinselliği ön plana çıkaran bayan sporcuların daha çok reyting yaptığını belirtiyordu. Haklıydı. Onun için beacy volley manşetlerden ve kameralardan inmiyor, atletizmde olsun, diğer branşlarda olsun kameralar bayan sporcuların devamlı olarak en göze çarpıcı yerlerini çekiyorlardı. Ardından da ekonomi kuralları çalışıyor ve bu bayanlar arkalarında en büyük şirketleri sponsor olarak buluyorlardı. Sidney Olimpiyatları organizasyon olarak, gerçekten en güzeliydi. Ancak, sonuçlar hiç de öyle değildi. Genel olarak düşük dereceler bir çok müsabakada dünya ve olimpiyat derecelerini bir türlü yakalayamıyordu.
Kutlanması gereken Avustralyalılar''ı ve Sidney''deki o harika güzel şehrin görüntülerini anılarımızda en unutulmayacak köşeye
oturttuk. Gelelim bize... 23 spor dalının dışında sadece futbol, basketbol, voleybol, güreş, halter ve boksla ilgilenen bir ülke olimpiyatlarda hangi kadrolarıyla yer alacak? Yunanistan bizi çoktan gelip geçti. Her dalda başarılı. 200 metrede erkeklerde altın aldı. Biz 5 madalyalı Marion Jones''un başarısına ülke olarak ulaşamadık. Devletin spora ayırdığı bütçe sadece 5 trilyon lira. Devlet "Benden bu kadar, gerisini sen bul" diyor federasyon başkanlarına. Yani sponsorluğu öneriyor da, sponsorluk yasasını hâlâ çıkartabilmiş değil. 27 Temmuz 1957''de Son Posta''da spor muhabirliğine başladım. Rahmetli müdürümüz Adnan Fuat Aral, beni Yedikule''deki İstanbul Kürek Şampiyonası''na gönderdi. Yarışmayı G.Saray kazandı. Zamanın en büyük gazetesi olan Son Posta''da 28 Temmuz 1957 günkü spor sayfasının 8 sütunluk manşetinde "İstanbul Kürek Şampiyonası''nı G.Saray kazandı" başlığı vardı. Medyanın şimdiki gibi futbolla yatıp, futbolla kalkmadığı mutlu günlerdi onlar. Atletizm müsabakalarında Dolmabahçe Stadı inanın, tıklım tıklım dolardı. Eskrim yarışmalarında Seyit ve Kemal Mısırlı kardeşler aralarına başka şampiyonları sokmamak için mücadele verirlerdi. Güreşçilerimiz olimpiyatlardan ve dünya şampiyonalarından bolca madalya ile dönerken, atlet Ruhi Sarıalp 1948 Londra Olimpiyatları''nda 3 adım atlamada bronz madalya kazanırken, yaptığı bir hata sonucu altın madalyayı kaybederdi. Biz, olimpiyat olimpiyat diye kıvranırken, 1970 Akdeniz Oyunları''nı da böyle sancılarla kazandık. Rahmetli Turgut Atakol ve eşi olağanüstü bir çaba göstererek, İzmir''deki şampiyonada yüzümüzü ak çıkardılar. Devlet oraya da yanlış bir projeyle girmiş ve İzmir Atatürk Stadı''nı sözüm ona 80 bin kişilik olarak inşâ etmişti. Bu bir hatalı doğumdu. Gidin, bakın bakalım; 40 yılda bir burada yapılan maçlarda futbolcuları tanıyabiliyor musunuz? At yarışı gibi izlemek isterseniz, elinize bir dürbün almanız gerekir.... Rüştü''leri, Hakan''ları ve diğer yıldızları tanıyabilmek için... Bu ölü yatırımın bir benzerini devlet şimdi Halkalı''da yapıyor. Yetkililer, buranın havaalanına çok yakın olduğunu savunuyor. Sanıyorlar ki; olimpiyatlarda önemli olan şey, havaalanında köye, köyden havaalanına dönüş. Havaalanı dedim de, aklıma geldi. Uçağımız saat 11''e 10 kala piste teker koydu. Bagajları alıp çıktığımızda saat 12''yi 5 geçiyordu. Bavullar gelmiyor, alan Ekim ayında olmamıza rağmen, doğru dürüst soğutulamıyordu. Kan - ter içinde yolumuza devam ederken, araba parası olarak 750 bin lira istenmesi de doğrusu çok garipti. Dünyanın bir çok ülkesinde uçaktan çıkan bir yolcu, cebinde o ülkenin bozuk parasını taşıyamadığı için böyle bir muameleyle karşı karşıya kalmazdı.
Havaalanı önünde, büyük bir gürültü vardı. Şaşkınlıkla baktığımda vakıf terörünün elinde mikrofon bağırtı ve çağırtılarıyle irkildim. Sözüm ona trafiği düzenliyorlardı. Kendileri ters taraftan girmiş, gelenleri korkutuyor, giden yolcularda ise panik yaşatıyorlardı. Kimsenin yüzünde bir tebessüm, bir mutluluk ve yardımseverlik sezilmiyordu. Biz Osmanlı İmparatorluğu''ndan bu yana gülmesi yasaklanmış "maçolar" olarak mı olimpiyatları düzenleyecektik? Sidney''deki 47 bin güleryüzlü amatör Avustralya vatandaşı gözlerimin önüne geldi ve deve üstüne yapılmış bir özdeyişi hatırladım. Deveye sormuşlar "Boynun neden eğri?" Hemen cevaplamış, "Nerem doğru ki?.." Biz olimpiyatları asık suratımızla, berbat trafiğimizle, tribünlerimizin altındaki leş gibi tuvaletlerimizle, doğduğumdan beri altı - üstü devamlı kazılan İstanbul''un toz ve çamurları zevksizlik numunesi yollarıyla, hepsinden önemlisi olmayan sporumuz ve sporcumuzla bal gibi yaparız. Tarihe de şöyle geçeriz: "İstanbul?.. Dünyanın en berbat olimpiyatı!.."

