Kaydet
a- | +A

Necip Fazıl Kısakürek ve Nihal Atsız, yirminci yüzyılın başlarında 1905''te dünyaya gelmişler, hemen hemen aynı yıllarda 1902''de doğan bir akranları var: Nâzım Hikmet. Aynı yılların çocukları, İstanbul''da tahsil görüyorlar. Necip Fazıl ve Nâzım Hikmet Bahriye Mektebi''ni bitiriyorlar. Atsız ise Askeri Tıbbiye''den ayrılarak Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümünden mezun oluyor.

Necip Fazıl Kısakürek 1928''den itibaren şiirleri ile adını duyurmaya başlıyor. Aynı yıl Nâzım Hikmet 1925''te hakkında verilen tutuklama kararı üzerine kaçıp sığındığı SSCB''den Türkiye''ye dönüyor. Sovyetler Birliği''nin kendisine verdiği ev ödevlerini yapmak üzere komünizm propagandasına başlıyor ve 1932''de bu suçtan tutuklanıyor. Bu arada aynı tarihlerde İstanbul Üniversitesi''nde asistanlık yapmakta olan Nihal Atsız, Milli Eğitim Bakanı''nı kızdırdığı için üniversiteden alınarak önce Malatya''ya, daha sonra da Edirne''ye öğretmen olarak tayin ediliyor. 1933''te de çıkarmakta olduğu Orhun Dergisi kapatılarak kendisi de "Vekâlet Emri"ne alınıyor.

Nâzım 1934''te tahliye ediliyor. Aynı yıl Nihal Atsız, Denizli''ye tayin ediliyor. 1938''e kadar burada kalıyor. Nâzım ise "askeri isyana teşvik" suçuyla 1938''de tutuklanıp hüküm giyiyor. Nâzım cezaevinde iken 1943 yılında Necip Fazıl Kısakürek ilk hapishane tecrübesini yaşıyor. 1944''te ise öğretmenlikten "kovuluyor" Aynı sene Atsız Türkçülük yaptığı gerekçesi ile tutuklanıp, çeşitli işkencelere tabi oluyor. 1946''da tahliye olduktan sonra bir süre işsiz kalıyor.

Necip Fazıl, 1947''de ikinci defa olmak üzere 1950 ve 1951''de tekrar tekrar tutuklanıyor. CHP hükümeti tarafından mahkum edilmiş olan Nâzım, 1950''de Demokrat Parti''nin çıkardığı af sayesinde tahliye oluyor. Haziran 1951''de soluğu Moskova''da alıyor ve milyonların katili Stalin canavarı için şu sözleri söylüyor: "Stalin gözümüm ışığıdır, fikirlerimin kaynağıdır. Beni Stalin yarattı. Her şeyimi ona borçluyum. O yalnız bütün dünyanın en büyük adamı değil, şahsen bana aydınlık veren en büyük kaynaktır." Nâzım böylece ölümüne kadar sürecek olan, maddi rahat içinde geçen Moskova hayatına başlamış oluyor. Şiirleri bütün dillere çevriliyor, dünyanın her yerindeki komünist partilerin kongrelerine propaganda yapması için gönderiliyor. Bu propaganda gezilerinde Türkiye aleyhine konuşmak görevini aksatmadan yerine getiriyor; buna mecburdur, ancak pek de memnun görünmüyor. Nâzım SSCB''nin her türlü desteğiyle komünizmi yaymak ve Türkiye aleyhine konuşmak üzere vazifeli olarak dünyayı gezerken sanki Nâzım''ın bu zavallı haline karşılık, "Fikrin, ne fahişesi oldum ne zamparası. Bir vicdanın, bilemem kaçtır hava parası?" Diyen Necip Fazıl, milli temele dayanan inançlarını "idealizmi uğruna" söylediği için 1953, 1957, 1959 ve 1960''ta defalarca tutuklanıyor. Orta Asya Türk tarihi ile en güzel romanların yazarı Türkolog Nihal Atsız ise 1952''de öğretmenlik görevinden alınmış bulunuyor. Nâzım 1963''te kendi tabiri ile "rüyalarının memleketinde" öldükten sonra bile Necip Fazıl ve Atsız''ın çileleri bitmiyor. Nihal Atsız Marksistlere karşı yazdığı yazılar sebebiyle 1973''te tekrar tutuklanıyor, mahkum oluyor. 1974''te cezaevinden çıkıyor. 1975 yılında da vefat ediyor. Gençliklerinden başlayıp ömürlerinin son yıllarına kadar cezaevlerinden kurtulamamış olan Necip Fazıl, Nihal Atsız ve onlar gibi nice milliyetçi yılmadan, kırılmadan, kaçıp sığınmadan, devlet düşmanlığı, tarih ve ordu düşmanlığı, rejim düşmanlığı yapmadan bu vatanın sadece taşını, toprağını, sadece Boğaz''ını değil, tarihini, geleneklerini, dinini, kültürünü severek, bu değerler için mücadele vererek bu memlekette yaşadılar, öldüler ve gömüldüler. Nâzım Moskova''da komünist rejimin milyonlarca suçsuz insanı sırf inançlarından dolayı katletmesine, Sibirya''ya sürmesine ses çıkarmadan seyirci kalırken Türkiye''deki iktidarlardan şikâyet edebiliyordu. Eğer yeniden Türk vatandaşlığına alınırsa sayın İnönü ve Sayın Demirel onun şu mısralarını okul kitaplarına koydurtmaktan gurur(!) duyacaklardır eminim!.. ..... Bugün Nâzım''ın SSCB''si yok oldu. Orta Asya''da Atsız''ın ülküsü gerçekleşti ama olsun biz yine de çocuklarımıza Nâzım''ın şiirlerini ezberletelim, böylece öğrenmiş olurlar "bir vicdanın kaçtır hava parası!" NOT: Bu yazıyı 11 Mart 1993 tarihinde (DYP-SHP koalisyon hükümeti dönemi) aynı konunun o günlerde de gündemde olması münasebetiyle yayınlamıştık.

O. H. Ş.