Yeni köşkün müdavimleri mest olmuştu. Bu gece haşhaş almadıkları hâlde sarhoştular, ayakta duramayacak kadar. Yoksa rüya mı görüyorlardı?
Hurufi, bir, elindeki kızıl altından yapılmış anahtara, bir de arkadaşlarının zevkten oynaşan hâllerine baktı. Büyük bir meydan muharebesinde galip gelmişçesine heyecanlı ve sevinçliydiler. Kansız bir zafer kazanmanın keyfiyle ellerini ovuşturdu. Bıyık altından hin hin gülüyordu.
- Yak bir tane bakalım, yorgunluk alır.
Dedi Kripto Hurufi’ye. O da ağır ve kendinden emin bir tavırla;
- Artık bundan sonra içmeyelim derim. Yarına her günden daha uyanık olmalıyız.
- Ama cesareti artırır diyordunuz.
- Yeteri kadar cesur değil miyim yoksa?
Gülüştü kafadarlar...
Saraydan geldikten sonra ne yapsalar ne etseler uykuları gelmiyordu. Onlar ufak bir imkân peşindeyken. Şimdi Osmanlı topraklarında bütün kapıları açabilecek anahtar ellerine tutuşturulmuştu. “Bu ne muazzam muvaffakiyet, üstün başarı! Bu ne fırsat! Bu ne talihti ki, başımıza devlet kuşu kondu! Devlet kuşu!” diyordu Kripto kahkaha atarak.
Haşhaşın sarhoşluğu bu zaferin yanında hafif kaldı. Yeni köşkün müdavimleri mest olmuştu. Bu gece haşhaş almadıkları hâlde sarhoştular, ayakta duramayacak kadar. Yoksa rüya mı görüyorlardı?
Biraz sonra Erkara, Aşır, Palabıyık’ın da aralarında bulunduğu kalabalık bir grup salonu doldurdu. Gecenin adamı Erkara’nın ağzı kulaklarına varıyordu. Her ne kadar şımarık görünmek istemese de her hâlinden belli oluyor, hatta taşıyordu. Gizli bir sır söylüyormuş gibi başını salladı ve Kripto’ya eğildi;
- Bursa’da bu gece en büyük hadise yaşandı. Bütün konaklarda herkes şiir ziyafetini, siz muhterem zevatı…
Sözünü tamamlamaya fırsat vermeden düşüncelerini ilave etti Kripto;
- Tabii bir de muhterem Erkara Bey’imizi konuşuyor. Onun yiğitliğini, sultan olacak zekâsını, pehlivanlarda olmayan müthiş kuvvetini…
Erkara, gülmekle yetindi. Sözünü tamamladı.
- Yarınki cuma vaazını da dört gözle bekliyorlar efendim.
Dedi. Serin bir rüzgâr dışarıdan bitmez, tükenmez senfoni gibi esip duruyor, Köşkte olanların sevincine eşlik ediyor gibiydi. Yeşil Bursa’nın yalçın Keşiş Dağı yamaçlarındaki bu kartal yuvası, tarihî günlerinden en muhteşemini yaşıyordu bu gece.
Erkara, Kripto’dan hocasının hayatını bir daha anlatmasını istirham etti. Palabıyık ve birçok arkadaşı bu müthiş hikâyeyi merak ediyorlardı. Bu kadar şeyi istemeye de hakları vardı tabii.
Kripto, isteğin beylerden gelmesine sevindiğini belli etmeden Hurufi’nin kulağına bir şeyler fısıldadı. O da gülerek;
- Beylerim ister de ben anlatmaz mıyım? Canlara canım feda.
Dedi. Hurufi, tamamen düzmece olan renkli hayat hikâyesini bir masalcı dede gibi iştahlı iştahlı anlatmaya başladı. Öyle yaşarmışçasına, bütün vücut dilini kullanarak anlatıyordu ki, etrafındakiler de heyecandan heyecana giriyor, coştukça da coşturuyordu.
- Horasan erenlerinin nur saçan, sımsıcak meşk âlemlerinde dünyaya gözlerimi açtım.
Deyip dalıp gitti. Hazret-i Ali efendimizin cenkleri, kırklar, yediler, üçler ve bütün ervah-i âlemin menkıbeleri içinde büyüdüğünü, anlatıyor, dinleyenleri hayran bırakıyordu.
- Hele o Temur yok mu? Ah, Temur ah!
Dedi. Bir iç geçirdi. DEVAMI YARIN

