Kaydet
|

Emîr Sultan hazretlerinin; “Mürşidi olmayanın mürşidi, şeytan olur!..” cümlesi, ılık bir meltem gibi içini ısıtarak yankılandı kulaklarında.

Süleyman Çelebi, eski yazdıklarına tebessüm ederek baktı. “Bunlar, o zamanki ruh hâlimi nasıl da yansıtıyor. Hepsi de öfke, intikam, ölüm kokuyor. Aman Allah’ım insan bu kadar zıt, iki ruh hâlini nasıl taşıyor bir arada? Bir tarafta canavarlık yapmaya hazır hâli, beri tarafta melek gibi oluşu. “Acaba bu iki hâlden hangisi bende daha kuvvetli?” diye içinden geçirirken, gözünü simsiyah ocağın içinde çıtırdayan akkor odunlara dikti. Emîr Sultan hazretlerinin; “Mürşidi olmayanın mürşidi, şeytan olur!..” kurtarıcı cümlesi, ılık bir meltem gibi içini ısıtarak yankılandı kulaklarında.

Artık gün de yavaş yavaş ağarıyordu. Süleyman Çelebi, namaza gitmek üzere hazırlık yapmaya başladı.

Gelip geçmiş herkesin her yönden en cömerdi,

Muhammed-ül emindi, en üstün peygamberdi.

***

Nehrin kıyısındaki yalçın kayalar üzerinde, başı bulutlara değecekmiş gibi yükselen açık toprak rengi, girintili, çıkıntılı, tarihî şato, göz kamaştıracak kadar heybetliydi. Yapraklarını dökmüş ağaçlar, çalılar, sonbaharın bitmek üzere olduğunu, tipi, boranlı kış günlerinin yaklaştığını çoktan haber veriyordu.

Kalın, hantal demir kapısına, uzaktan bile rahat okunabilecek şekilde asılmış, “Büyük şölenimize hoş geldiniz!” yazısı, burçlara çekilmiş allı, yeşilli rengârenk, irili ufaklı flama ve bayraklar günün önemini gösteriyordu.

Irak köy, kasaba ve şehirlerden gelen çoluk, çocuklu aileler, şimdiden vâdiyi doldurmuştu. Kendi imkânlarıyla rüzgârdan, soğuktan korunabilecekleri geçici mekânlar oluşturuyor, ellerinden gelen tedbirlerini alıyorlardı. Müthiş bir hareketlilik hâkimdi. Ocaklar yakılıyor, sular taşınıyor, insanlar karınca misali oradan, oraya koşuşturup duruyordu...

Serin bir güz rüzgârı, soğuğun artacağı fısıltısını söyler gibi, ağaç dallarını sallıyordu. Yaprakları döküyor, kurumuş dalları bir ok gibi sağa sola savuruyordu. Tiz bir ıslık sesi hâkimdi.

Bu yalçın ufuklar, kartalların yuva yaptığı sarp kayalar, defalarca suçlu bilinen nice insanların bağıra bağıra kazıklara vurulduğuna şahit olmuştu.

Buranın vahşi sakinleri, belki de insan etiyle beslenmeye alıştırılmış tabiatın tek yırtıcı mahluklarıydı. Eskiden beri kendilerine ziyafet çekilmesini beklercesine buraları mekân tutmuş ve gittikçe de çoğalmışlardı.

Hainleri yaşatmak, sadıklara ölümdür,

Zalimleri müdâfa, mazlumlara zulümdür.

***

Doğan Bey, Atmaca Nuri, Boğa Hasan, Çekirge Ali çocukluk arkadaşıydı. Babaları da birlikte harplere katılmış, düşman kovalamış, sulh zamanlarında ise yine beraber çalışmış samimi dosttular. Rumeli’ye sandalla geçtiklerinde kanlı boğuşmalar olmuş, Doğan Bey’in babası şehidlik şerbetini içmişti. O acı hatırayı anlata anlata bitiremezlerdi. Bu sebepten olsa gerek Doğan Bey’in farklı bir yeri vardı bu aileler arasında.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.