Kaydet
|

Maria, gözünü Gülşah’tan alamıyordu. Güzelliğine, görgüsüne hayran kalmıştı. “Her bakımdan farklıydı” deyip dememede tereddüt etse de dayanamadı sordu...

Matlube Ana:

- Mübarek olsun evladım.

- Nasip meselesi. Ne diyelim. Hayırlı olsun kızım.

- Ee! Bize de böyle güzel bir arkadaş lazımdı.

- O da geldi.

Maria, gözünü Gülşah’tan alamıyordu. Güzelliği, zarafeti, mahareti, bilgi ve görgüsüne hayran kalmıştı. “Her bakımdan farklıydı” deyip dememede tereddüt etse de dayanamadı.

- Gülşah.

- Efendim Maria.

- Meryem de diyebilirsin.

- Peki Meryem hanımefendi. Sizi dinliyorum.

- Doğan Bey baygın hâlde günlerce iki, üç ismi sayıkladı durdu.

- !!!

Herkes bu isimleri çok merak ediyordu. Pürdikkat Maria’nın dudaklarından dökülecek kelimeleri bekledi.

- Biri, Gülşah’tı. Sonra nişanlısı olduğunu öğrendim. Doğan Bey’in böyle güzel bir kızın adını sayıklaması kadar tabii ne olabilir?

Gülşah’ın yüzü kızardı. Elleri terledi. Sevinç ve utanma arası bir hisle ne diyeceğini şaşırdı. Hiç kimsenin yüzüne bakmadan başörtüsünün ucunu kıvırıp durdu gayr-i ihtiyari.

- Diğeri; Muhterem Efendim, Hocam. Bu isimleri söylerken gülümsüyor ve ayağa kalkmak istiyordu. Ben de bırakmıyordum tabii. Sağlığına kavuşana kadar bu şekilde devam etti.

Zihnini biraz daha zorladı. Tavana bakarak düşündü. Şehadet parmağını dişlerinin arasına aldı. Yanlış söylemek istemiyordu.

- Devletlü Sultan’ım, Matlube Anam ve Çelebi Amcam da sık sık söylediklerindendi. Evet başka kelimeler de var ama en çok tekrarladıkları, yanlış söylemediysem bunlardı.

Gülşah, Matlube Ana, iliklerine kadar memnun olmuştu. Böyle civanmert biri tarafından sevilmek, onun gönlüne taht kurmak ne büyük saadetti.

Birbirine eklenerek, dalga dalga Mevlid-i şerif, Beyaz Konağa kadar ulaşmıştı. Konuşmalar kesildi. Kulaklar kabartıldı. Yüzlerde, tertemiz umutların, muhabbetin izleri okunuyordu. Bahçedeki kuşlar daha bir neşelenmiş bu havaya iştirak eder gibi cıvıldaşıyordu.

Vâr iken ol yok idi ins ü melek,

Arş ü ferş ü ay ü gün hem nuh-felek.

Yâradılmış cümle oldu şâdumân,

Gam gidûb âlem yeniden buldu cân.

Cümle zerrat-i cihân edip nidâ,

Çağruşûben dediler kim merhabâ.

Merhaba ey alî sultân merhabâ.

Merhabâ ey kân-ı irfân merhabâ.

Sesi duyan âşık oluyor, tekrarlama ihtiyacı duyuyordu. Mevlid-i şerif, binlerce insanın ağzından aynı heyecan, aynı aşk ve inançla tekrar ediliyordu dur durak bilmeden. Öyle bir büyümeydi ki caddeler, sokaklar taşıp Uludağ’ın yamaçlarından vâdileri aşıyor, ortalığı çınlatarak yankılanıyor, yankılanıyordu.

Padişahtan dağdaki çobana kadar herkes bu ihtişamlı koronun üyesi gibiydi.

Yâ ilâhi ol Muhammed hürmeti,

Ol şefâat kân-ı Ahmed hürmeti.

***

Bursa, ağır kış günlerini çoktan geride bırakmış, güllük güneşlik içindeydi. Yıldırım Han’ın kaldığı saray, günün ilk ışıklarıyla parıl parıl parıldıyordu. Padişah, artık ileriye dönük planlarını, mermer havuzlu rengârenk güllerin, lalelerin süslediği geniş, ferah bahçesinde yapıyordu. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.