Kaydet
a- | +A

Yıldırım Han: "Söyle Evrenos’um nerede hata yaptık?.. Emîr’im hele bir desene. Bu ne acayip bir musibettir ki, halas olamadık?"

Yıldırım Han düşündü. Hakikaten felaket büyük ve de korkutucuydu. Doğan Bey gibi bir yiğit, nasıl olmuştu da muvaffak olamamıştı? Kâbus’un tek başına başarabileceği bir iş değildi. Mutlaka bir hain vardı içlerinde. Ama kim? Tedbirlerinde, yapılan çalışmalarda yanılıp yanılmadığını bir daha sordu Evrenos’a;

- Söyle Evrenos’um nerede hata yaptık?

- Sultan’ım, bütün sebeplere yapışıldı. Lakin…

Daha fazla açıklamada bulunamadı, sustu. Hâlden anlayan Padişah, gün görmüş, muharebe meydanlarını küffara dar etmiş bu vefakâr arkadaşını fazla yormak istemedi. Damadı Emîr Sultan’a döndü.

- Emîr’im hele bir desene. Bu ne acayip bir musibettir ki, halas olamadık?

- Kavi olmak lazım derim Sultan’ım.

- Nasıl kavi olurum Emîr’im? Ben de sizin gibi etten kemikten bir insanım. Hâşâ, sümme hâşâ, bugüne kadar keyfimi, rahatımı düşünmedim, bundan sonra da düşünmeyeceğim! Asil, şerefli, mücahid bir milletin vebali omuzlarımda. O koca yükün altında rahat olamıyorum! Elimde değil Emîr’im. Bunların üzerine bir de Doğan Bey’imizin esir düştüğünü duyarım, hayıflanırım!

- Dünya meşakkat yeridir Sultan’ım. Böyle olacaktı, oldu. Sizin ve bizim imtihanımız da bu. Üzerimize düşen, sabredicilerden ve cehd edicilerden olmak.

Molla Fenâri hazretleri söz almak istedi;

- Sultan’ım!

- Tamam Mollam! Gayet iyi anladım. Bütün hata ve kusurlar benimdir.

Diyen padişah, gruplar hâlinde bütün etkili ve yetkililerle günlerce süren müzakereler, müşavereler etti.

Nihayet bu uğursuz insanların yaptıkları, ettikleri hafife alınmadan ve unutulmadan üzerlerine gidilecek, gereken neyse yapılacaktı. Doğan Bey’in de çok sevdiği Atmaca Nuri Bey emrinde bir ekip kurulması kararlaştırıldı.

Sabretmenin sonu elbet selamet,

Gün doğmadan neler doğar der ecdat.

Dili tut, başı eğ, güzelce sabret!

Gün doğmadan neler doğar der ecdat.

Bu fâni dünyaya gönül bağlama!

Dünya malı için sakın ağlama!

Ahiret işini gel al sağlama,

Gün doğmadan neler doğar der ecdat.

Zafere sebeptir, sabır ve sebat,

Kulak asma, tatlı gelir boş vaat,

Gevşek durma kıymetlidir her saat,

Gün doğmadan neler doğar der ecdat.

***

Gülşah, üstün zekâ ve sezgileri sayesinde istikbalde neler olabileceğini az çok tahmin edebiliyordu. “Sebepleri doğru görebilenin, neticeden şüphesi, tereddüdü kalmaz” diye düşünerek Matlube Hanım’ın odasından çıktı. Ağır adımlarla ve oldukça üzgün, bitik bir şekilde, evlerine doğru yöneldi.

Nişanlandıktan sonra hiçbir işini Matlube anayla istişare etmeden yapmamıştı. O eve girip çıkarken Doğan’ının kokusunu, sesini duyar gibi olur, hiç çıkmak istemezdi. Yine onun hayaliyle, onunla fısıldaşarak bir rüya âlemindeymiş gibiydi.

- Gülşah!

Sesiyle irkildi. “Bu da kim?” dedi içinden. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.