Kaydet
a- | +A

Gülşah’ın, Doğan’ın düşmanın elinden kurtulacağına inancı tamdı. Utanmasaydı, büyükleri müsaade etseydi, erkek kılığına girer, onu aramaya bile giderdi...

Vefalının olmaz nazı,

Bir kerecik bakıp gitti.

Yüreklere koydu sızı,

Kaşlarını yıkıp gitti.

Ok yayını, kuşamlıydı,

Delikanlı yaşamlıydı,

Çok sinirli hışımlıydı,

Yumruğunu sıkıp gitti.

Kaşı kara, ela gözü,

Sanki aya benzer yüzü,

Îmân dolu hepten özü,

Gönülleri yakıp gitti.

***

Süleyman Çelebi’nin, Beyazıd Paşa’nın evlerinde büyük bir üzüntüye sebep oldu bu haberler... Gülşah’ın ise, Doğan’ın düşmanın elinden kurtulacağına inancı tamdı. Utanmasaydı, büyükleri müsaade etseydi, erkek kılığına girer, onu aramaya bile giderdi hiç tereddüt etmeden. Yine de içindeki acıyı bastıramıyordu. Elinde değildi, bazı şeyler.

Bir tek gülü veremedim,

Hikmetine eremedim,

Doya doya göremedim,

Şimşek gibi akıp gitti.

Güzel, şen, şakrak Gülşah’ın neşesi kaçmıştı. Sabahlığını çıkarmadan odasında dolaşıp durdu. Sonra pencerenin önünde oturdu. Bir şey düşünemiyor, yapamıyordu. Biricik Hüsnâ anacığıyla, vefakâr ve fedakâr paşa babasıyla yüz yüze gelmek istemiyor, yalnız kalmak daha hoşuna gidiyordu. Sırdaşı, can yoldaşı arkadaşlarından biri olsaydı dertleşir, gamı, kederi geçerdi belki de.

Gür, kumral saçları omuzlarına dökülmüş, suçlu bir masum gibi derinlere daldı. Kafesin arkasından boşluğa baktı. Beylerin, paşaların konaklarının bulunduğu sokaktan hâlâ gelip geçen yoktu.

Bahçe duvarlarından aşan sarmaşıklar taş kaldırımlara yayılmıştı. Duvar oyuklarında, kiremitler arasında Gülşah’ın acısını duymayan şen serçeler, sanki bayrammış gibi cıvıldaşıyor, oradan oraya uçup duruyorlardı. Kendi âlemine dalmış, kuşlarla söyleşen Gülşah, arkadaşı Perihan’ı gördü biriyle. Hemen toparlandı. Dirseklerini pencerenin kenarına dayadı. Seslendi.

- Perihan! Kız Perihan!

- !!!

Sabahın mahmurluğunu atamadan sokağa çıkan kızlar, biraz şaşkın sesin geldiği tarafa baktılar. Perihan siyah, ince kaşlarını kaldırarak kafese doğru;

- Ne o Gülşah? Hayırdır!

- İşiniz yoksa biraz gelir misiniz?

Kızlar birbirlerine bakıştı. “Ne yapalım?” mânâsında. Sonra da kapıya doğru yürüdüler.

Etrafına saçar koku,

Gece gündüz gitmez şoku,

Zehirlenmiş gamze oku,

Yüreğime çakıp gitti.

Perihan ile Gülşah çocukluk arkadaşıydı. Aynı kafada, aynı şeylerden zevk alan, aynı şeylere kızan bir yapıları vardı. Babaları da ahbaptı. Seferlerdeki destanlaşan hatıralarını bilmeyen yoktu. Sırt sırta birbirlerine çok destek olmuşlar, düşman kovalamış, Osmanlı sancağını nice burçlara dikmişler, kaç defa ölümlerden dönmüşlerdi. Şimdi de sarayda omuz omuza padişah efendilerine hizmet ederek, bilgi, görgü ve tecrübelerini yeni nesillere aktarmanın derdindeydiler.

Perihan Gülşah’ın dağınıklığını görünce küçük dilini yutar gibi oldu. Hiç böyle görmemişti.

- Bu ne hâl kız?

Diye söylendi. Gülşah da onun sabah erkenden bezenip düzenip evden çıkışına şaşırıyordu.

- Ne olacak sıkıntı! Dert! Tasa!

- Yapma Gülşah! Şakanın sırası mı? Sana yakışmıyor bunlar! DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.