Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke-i Mükerreme’de akdettikleri resmî adıyla “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye’nin tarih önünde; dünyanın şahidliğinde vazifesini ikmal ederek 6 buçuk asırlık şerefli bir ömürle vedâlaştıktan sonra İslâm coğrafyası, emperyalist hile, tuzak, tehdit ve satın almalarla parça parça edildi.
Bu bölünmüşlüğü, ufalanmışlığı, parçalanmışlığı telâfi maksadıyla dile getirilen fikir ve bu meyanda atılan adımlar, sıcak küldeki köz gibi hep var oldu, hep ışıdı:
25 Eylül 1969 yılında Fas’ın başşehri Rabat’ta İslâm Konferansı Teşkilatı kuruldu. Bu teşkilatın kurulma sebebi, İsrail’in 21Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’yı kundaklamasıdır. Evet; o İsrail ki kurulur kurulmaz Müslümanların ilk kıblesini kundaklayarak tahrip etme cinnetine düşmüştür.
Mevzubahis teşkilatın idare merkezi Arabistan’ın Cidde şehrindedir. Bu teşkilat, 2011’de Astana’da yapılan toplantıda adını İİT-İslâm İşbirliği Teşkilatı yaptı. İdare merkezi değişmedi. Yapıya 57 İslâm ülkesi devlet üyedir. Bir başka ifadeyle her İslâm memleketi İslam İşbirliği Teşkilatı’na mensuptur. Daha da anlaşılır söylersek. İİT 2 milyar nüfusa maliktir. Ek malumat olarak belirtelim ki KKTC, gözlemci üyedir…
Bugün İİT var, Arap ligi var. Arap Ligi yahut Arap Birliği çatısı altında Filistin dâhil 22 Arap devleti yer almaktadır.
Lakin heyhat ki 1969’dan bu yana 57 yıl içinde, yarım asrı aşkın uzun bir zamanda ne İslam Konferansı ne de İİT döneminde bu İslam ülkeleri teşkilatı, dişe dokunur, derde derman olur bir iş çıkartamadılar, hizmet yapamadılar, İsrail’i bunaltamadılar, köşeye sıkıştıramadılar, dersini veremediler. Arap Ligi zaten oldum olası hep varla yok arasıdır.
Bu her iki teşkilatın da bağlı devletlerin de düşmanın; siyonist İsrail’in soykırımı en pervasızca işlediği; bebek, çocuk, kadın yaşlı… demeden mazlum ve masumları tırpanla biçercesine katlettiği dönemde diyebildikleri ancak ve yalnız şu dram nakaratları olmuştur ve olmaktadır:
-Olanlar kabul edilemez!
-Bu yapılanları şiddetle kınıyoruz!!
-Uluslararası hukuk çiğnenmektedir!!!
-Uluslararası toplum daha fazla seyirci kalmayarak harekete geçmelidir…
Bu sözler, en azından yarım asırdır söylene söylene aşındı, tesiri tükendi, dinleyeni kalmadı; inandırıcılığı tükendi.
Kimse ne kınamayı dikkate almakta ve ne de “uluslararası toplum” dedikleri hayalî tarafı gerçekliğinden ağır basan camia tınmakta, oralı olmaktadır!..
MEKKE İTTİFAKI böyle bir ortamda; kahırlar çoğalıp, çâresizlikler katmerlendiği bir ağır dönemde imzalandı…
Ümid ve temenni ederiz ki âkıbeti, İİT gibi olmaz, tabela teşkilatı ve kınama yayınlayan sıradan bir derneğe dönmez.
Mekke İttifakı’na bağlanan ümidler ve yüklenen işler, beklentiler fazladır. Mısır ve Endonezya başta olmak üzere diğer devletlerin de teşkilata üye olmaları dört gözle beklenmekte. Mekke Ortak Savunma Anlaşması, tez zamanda caydırıcı ve barışın teminatı bir teşkilat olmalıdır.
Bunu yapacak ciddî bir yapılanmadır.
Onu yapacak olan da Osmanlı vârisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.
Avrupalıların yamadığı adla Orta Doğu, 20. Asrın ilk çeyreğinde devlet ve devletçikler şeklinde parçalandı. Güya bağımsız devletler oldular ama pek çoğu ancak bir sömürgeci gücün gölgesinde hayatını sürdürebildi. İslâm coğrafyasında siyâsi yapılanmalar ayrı, farklı, ihtilaflı, hatta yer yer rakip; dahası düşman bile olsalar da bu kutlu coğrafyanın ferdleri; ümmetin şuurlu kesimi, diğer yarıdan kalben soğumadı, uzaklaşmadı onu öteki görmedi.
Şimdi; bundan böyle Mekke İttifakı’yla yeniden ve samimiyetle kucaklaşma ve diğerkâm olma dönemi başlamalıdır. Yoksa bir ölü doğum daha görmüş oluruz.
Öyle bir talihsizlikte dostlar kahrolur, düşmanlar bayram eder.
Payitaht’a ne çok iş düştüğünün farkındasınız değil mi?

