"Bana, Erkara derler! Benim sözüm sözdür! Bu dünya, Doğan Bey’e dar olacak demiştim! Eh, bu arada tabii Gülşah da bana yâr olacak!"
İki samimi arkadaş üzgün bir şekilde nasıl yakalandıklarını anlattı, sessiz ağlaştılar hâllerine, bir Osmanlı beyi tarafından arkadan vurulmaya ve en vahimi olansa kardeşin kardeşe düşmanlığına.
Eski hasır, elbette necis posttan iyidir,
Bil ki, akıllı düşman, ahmak dosttan iyidir.
***
Erkara, vazifesini tamamlamanın memnuniyetiyle kendine hediye edilen altınları da alarak bir an evvel Bursa’ya ulaşmak istiyordu. Doğan’ın öldürüldüğü duyulduktan sonra ortaya çıkması hâlinde şüphelenebilirlerdi. Bu duruma düşmemeliydi. Aşır ve Palabıyık’ı kızlarla sarmaş, dolaş şarap mahzeninde buldu. Yarı sarhoş, yarı uyanık çeke-sürüye dışarı çıkardı. Başlarından aşağı buz gibi su dökerek iyice uyanmalarını sağladı.
Tepeden tırnağa silahlı üç kafadar, güneşin doğduğu ufuklara doğru atlarını kamçıladılar. Salkım söğütlerin gizlediği gümüş derenin şırıltısına karışan nal seslerinden konuşmaları tam anlaşılamıyordu.
- Bana, Erkara derler! Benim sözüm sözdür! Bu dünya, Doğan Bey’e dar olacak demiştim! Hah haaah haah! Eh, bu arada tabii… Güzel Gülşah da bana yâr olacak!
- Vezirlik de senin olacak!
Diyen Aşır'dan geri kalmak istemeyen Palabıyık da yalakalık yarışına girdi;
- Her şey sana helâl olsun vezirim! Vezir-i âzamlık da yakışır Erkara Bey’ime!
- Seninle baş edecek adam anasının karnından doğmuş değildir!
- Sen vezir değil, padişah olacak adamsın beyim!
- Haydin bakalım, keyfini çıkaralım zaferimizin… Gidiyoruz…
- Bekle bizi Bursa! Bekle saray!
- Bekle beni Gülşah, geliyorum!
Diyerek atını topukladı Erkara...
Çalışanın ziyneti, alnındaki teridir,
Nimetle dolu Cennet, salihlerin yeridir.
Kâbus’un şatosu, kestane ağaçlarının arasında çoktan kaybolmuştu. Gizli, aşikâr o kadar çok işler çevirmişlerdi ki bu üçlü, birbirlerinden ayrılamıyordu. Belki de sırtlarını dönemiyorlardı. Adam gibi adam olan Doğan Bey’i, hiçbir ciddi sebep yokken arkadan vuran mantık, kendilerine niye dürüst davranacaktı ki. Büyüklerinin dediklerine inanmayıp kısır akıllarınca hareket edenlerin felaketi de çok dehşetli olacaktı elbette. Hayatları hep kaçma, gizlenme ve tehlikeler içinde geçiyordu. Bir avuç kişiydiler. Koca bir kitleye ne kadar karşı koyabileceklerdi. Daha fazla ileri gitmeden devlet ve millete sadakat göstermenin zamanı gelmişti.
Diye düşünerek atını kırbaçladı Erkara.
- Deeh!
- Çatlayacak, zavallı beyim!
- At sahibine göre kişner. Sen meraklanma Pala! Deh! Deeeh!
- Deeh!
Bülbül öter kafeste, Allah der her nefeste,
Mazlumun âhı çıkar, hep aheste aheste!
***
Çekirge, yıldırımla vurulmuş gibi içi kan ağlayarak, at koşturuyordu dağdan, tepeden. Alev alev yanan yüreği küt küt çarpıyor, elleri, ayakları uyuşuyordu telaşından. Tez Bursa’ya varacak, Doğan Bey’inin emrini yerine getirecekti. DEVAMI YARIN

