Kaydet
a- | +A

Kâbus ve kızı Maria; "içimizdeki bu casusun öldürülmemesi istikbalimiz için daha menfaatimize olur” diye düşünmüş ve alelacele emir vermişlerdi.

Doğan Bey;

- Alçaaak! Alçaaaklaaar! Erkeksen çık karşıma bre namert!

Derken Erkara’yı kastediyordu.

Masaların üzerinden uçarcasına atlıyor, her hamlede birkaç şövalye hareketsiz kalıyordu. Bir ara yüksekçe bir yerde Erkara gözüne ilişti. Bir daha baktı. Duygularında da, gördüklerinde de yanılmamıştı. Pelerinin arkasında gizlediği iki hançeri çekti, fırlattı. Her ikisi de Boris’in göğsüne saplandı. Tehlikenin büyüklüğünü bilen Erkara, kendini korumuş ve sütunların arkasına gizlenmiş meğer. Boris’in ayaklarının dibine düştüğünü görünce de, bir daha hayıflandı. “Onun işini ben bitireyim!” diyerek, yayını çekti. Okunu yerleştirdi, gerdi. Islık çalarak vınlayan ok, Doğan’ın iki küreği arasına saplandı.

Müthiş bir acıyla kıvrandı. Gözleri karardı. İlk aklına gelen hocası Emîr Sultan oldu. Müşfik bir tavırla dostça kendine bakıyor; “Korkma Doğan’ım…” deyip, gülümsüyordu.

Çelebi amcasını, binbir nazla kendini büyüten sütanacığını, biricik nişanlısı Gülşah’ını görür gibi oldu sisler, dumanlar arasında. Hepsi de gülerek ona bakıyordu. Tatlı dünyasından üzerine atılan ve elini kolunu bağlayan bir nesneyle irkildi. Faydasız, daha fazla direnemedi. Kulaklarında kayınpederi Beyazıd Paşa’nın duâsı, Gâzi Evrenos Paşa’nın emri yankılanıyordu. “Velhasıl, diyeceğim o ki… Dinimize ve dahi devletimize kasteden o kara kalpli, kara sözlü, fitneci teşkilatın elebaşını derdest edip getiresin Doğan Bey! Doğan Bey! Doğan Bey!”

Kimisi mülayimdir, kimisi hemen kızar,

Her kapta ne var ise, içten dışa o sızar.

Üst katlardan hadiseyi izleyen Kâbus ve kızı Maria; "içimizdeki bu casusun öldürülmemesi istikbalimiz için daha menfaatimize olur” diye düşünmüş ve alelacele emir vermişlerdi.

- Akıncı beyi, bize diri lazım. Öldürmeyin onu!

Haber, şövalyelere ulaştırıldı. Emir derhal yerine getirildi.

Doğan’ın sırtüstü yattığı yerde ayaklarını, ellerini demir zincirlerle bağladı, yayını, oklarını, kılıçlarını, bıçak, şiş ve diğer silahlarını aldılar. Bütün elbiselerini çıkardı, sırtındaki yaraya kalın bir bez tıkadı, kabaca sardı, çeke-sürüye götürdüler...

Burası zifirî karanlıktı. Yakup aleyhisselam kıssasında olduğu gibi kuyuya atılmış Yusuf gibi hissetti kendini. Hiçbir ışık görmüyordu. Nefesini kesti, etrafını dinledi Doğan Bey. Uzaktan gelen ayak sesleri duyar gibi oldu. Dikkat kesildi. Demir kapı zorlanarak yeniden açıldı. Birini daha çuval gibi yuvarladılar içeri. Kapıyı şangır şungur çekip, kilitlediler.

Bulunduğu yerde debelenenin çıkardığı sesleri takip edip, sürünerek yaklaştı. Elini dokundurarak sordu;

- Kimsin?

Doğan’ın sesini tanıyan Boğa Hasan;

- Benim yiğidim.

- Üryan’a ne oldu, nerede?

- Yakalanacağımızı anlayınca elini ayaklarını bağladım Hurufiler gibi. Zannediyorum onu serbest bıraktılar. Çünkü muhbirlerin hesaplarında öyle biri yoktu.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.