Her biri bir orduya bedel adamlarının, bir tıfıl karşısında hâk ile yeksan olmasına ise kahretmiş, sinirlenmiş, hırsından deliye dönmüştü.
Heyecanı geçince kızcağıza sordular:
- Adın ne?
- Maria.
- Nereden gelip, nereye gidersin?
- !!!
Kız soruyu sanki hiç duymamıştı. Gözleri büyümüş, rengi solmuş olarak derinlerde bir yere bakıyordu.
Meğer eşkıya başı İvan, adamlarının geciktiğini görünce güvendiği iki elemanını yanına alıp hadisenin geçtiği mekâna gelmiş. Bir müddet kayalar arkasından olup bitenleri seyretmiş. Her biri bir orduya bedel adamlarının, bir tıfıl karşısında hâk ile yeksan olmasına ise kahretmiş, sinirlenmiş, hırsından deliye dönmüştü.
“Olacak şey değil. Bir duyulursa benim de, çetemin de sonu olur. Hiç vakit kaybetmeden burada canlı adına ne varsa ölmeli. Yoksa Dragon çetesi biter” diyordu içinden.
Kızıl İvan, ay ışığında açıkça görebildiği yırtık elbiseli, kırmızı kuşaklı, uzun boylu, beyaz tenli, kadının arkasında duran, saçları rüzgârda savrulan genç adamı süzdü. Bu harabeye dönmüş, kan ve cesetlerin ortasında bir Grek heykeli gibi duruyordu dik ve pürüzsüz. “Ne yaptıysa bu yaptı!” Onu yanına alabilseydi keşke. Gücüne güç katabilirdi. Ama bu isteğini ona nasıl anlatacaktı ki? Sadık ve her biri, bir şövalye olan adamlarının cesetleri yerde yatarken… “Yok! Yok! Olmaz böyle şey!” deyip başını sağa, sola salladı.
Doğan Bey ve yanındakilerin rahat hareketlerini görünce de, bunu fırsat bilip okunu sadağından çekti ve itinayla yayına yerleştirdi.
Yüzü eşkıyalara dönük olduğundan, karanlıkta oynaşmaları fark eden Maria, avazı çıktığı kadar bağırdı.
- Dikkat ediiin!
Oldukları yerde, birer post gibi kendilerini kayaların dibine attılar. Vınlayıp akan oklardan biri Maria’nın baldırına saplandı. Acıyla gözlerini sıktı, kıvrandı. Yerini belli etmemek, canları pahasına kendine yardım eden bu mert insanları daha büyük tehlikelere atmamak için, gık bile demeden ayağından akan kana baktı.
Doğan Bey, ağaçların ve kayaların arasından süzülerek eşkıyalara yaklaşmaya çalışıyorken, Üryan Eşkıya da kalpağını çıkarıp bir sopanın ucuna taktı. Uzaktan görülebilecek kadar yukarı kaldırdı. Anında üç ok kalpağı delip geçti. Maksat hasıl olmuş, eşkıyaların dikkati bu tarafa çekilmiş ve kaç kişi oldukları da anlaşılmıştı.
Doğan Bey, Gecenin karanlığında kolay gizlenerek, iyice yaklaştığı köşeden bir hamle yaptı. Eşkıyalardan birini kıskıvrak yakaladı. Gürültüye dönen diğer eşkıya, kılıcıyla şiddetli bir darbe indirirken Doğan Bey, tuttuğu adamı kalkan gibi yukarı kaldırdı. Olanca hızla inen kılıç, kendi arkadaşını ikiye böldü. Fışkıran kanlar Doğan Bey’i de boyamıştı. Alaca karanlıkta, yaralının kim olduğu tam ayırt edilemiyordu. Maria, Doğan’ı tepeden tırnağa kanlar içinde görünce gözlerinden süzülen yaşlara mâni olamadı.
Yanındaki son adamları da göz açıp, kapayıncaya kadar öldürülünce Kızıl İvan’ın aklına, kaçmak geldi. Ağaçların arasından tazı gibi koşmaya başladı. Kamasını çıkaran Doğan Bey, olanca gücüyle ardı sıra savurdu. Adam, daha gizlenemeden sırtına saplandı. Ağzından kanlar akarak, dibinden kesilmiş çam gibi, hışırtılarla yere düştü. DEVAMI YARIN

