Kaydet
a- | +A

"Türklerin bir atasözü var; 'Bükemediğin bileği öpeceksin!' diye. Çok kısa zaman içinde bana hakikatleri görmemi sağladın yiğidim..."

İtirafçı Üryan Eşkıya:

-Kime kızsam onu öldürüvermeyi, sonra da memleketimden ve insanın olabileceği her yerden kaçıp uzaklaşmayı istedim yiğidim. Öyle de yaptım. İşte seninle karşılaştığımız o gün üzerimdeki kalın örtü yırtıldı, ağır kurşunî bulutlar dağıldı. O inanılmaz an beni bana hatırlattı.

Konuştukça hissiyatı kabaran Üryan Eşkıya namlı tövbekâr, sarılıp elini öpmek istedi.

- Ver bu mübarek eli öpeyim yiğidim. Türklerin bir atasözü var; “Bükemediğin bileği öpeceksin!” diye. Çok kısa zaman içinde bana hakikatleri görmemi sağladın yiğidim. Ey güzel insan! Değil elini öpmek sırtımda hacca götürüp getirsem yine azdır!

Kumar, içki, fuhuş, toplumda yara,

Ahlâk kalmaz, namus uğrar dumura,

Eşler aldatılır, bitmez macera,

Aile yıkılır, çok feci durum!

Gönlünden geldiği gibi, kafasını allak bullak eden hatıralarını ve hissiyatını anlatmanın rahatlığı içinde yemeğine başladı. Balık, tavşan ve bıldırcın kızartmasından oluşan yemeklerini yerken, derinlerden bir kadın çığlığı yankılandı. Doğan Bey, tereddüt etmeden kılıcını aldığı gibi sesin geldiği tarafa doğru koştu.

- Dur yiğidim! Nereye gidiyorsun?

- !!!

- Buralar hep eşkıya yatağı! Dur dedim! Allah Allah!

- !!!

- Lütfen! Beni bekle! Benim kadar bilemezsin! Dur, dur!

Yalvarmaları fayda vermedi.

Doğan Bey, ardı sıra bağıran Üryan Eşkıya’nın sesini duymuyordu bile. Yemekler ortalıkta kaldı. Üryan da kılıcını, okunu, yayını alarak karanlıklara daldı. Kimsecikler yoktu. Kuş olmuş, uçmuştu sanki.

Kartal yuvası, sarp kayalıklar, ay ışığı altında bronz kütükler gibi gökyüzüne uzuyor gibiydi. Bazı dalları kurumuş çam gölgeleri, nehre inen keçi yoluna birer kara delik gibi düşüyor, ıslık çalarak esen serin sonbahar rüzgârı, insanın canını yakıyordu. Ağaç sarsıntılarının birbirine çarpmasıyla çıkan orman sesi, Doğan Bey’in ayak tıkırtılarının duyulmasına mâni oluyordu.

***

Bu dağların eşkıyası Kızıl İvan ve adamları, akla, hayale gelmeyecek işkencelerle insanlara kan kusturuyordu. Merhamet nedir bilmeyen belki de tek çeteydi. Umumiyetle avlarına sürünerek yaklaşır, sinsice üzerlerine atılır, kadın, çoluk çocuk, hasta, ihtiyar demeden imha ederlerdi. Sürünerek yaklaşmalarından mı, yoksa acımasız olmalarından dolayı mı ne? Onlara; “Dragon Çetesi” deniyordu bu çevrede.

İşte oldukça varlıklı bir grubu yakalamışlar lime lime etmek üzereler. İtibarlı bir aileye mensup kızı ve malını korumaya çalışan iki muhafıza karşı güçlü, kuvvetli üç kişi göndermişler. Çetenin diğer adamları ise her ihtimale karşı gizlenmiş, olanları dikkatlice takip ediyordu.

Oldukça iyi dövüşen muhafızlardan biri, karşısındaki eşkıyalardan iri yarı olanını kılıç darbesiyle bertaraf etti. Arkadaşlarının kaş ile göz arasında öldürülmesine sinirlenen diğer adamlar, tuttukları muhafızı iki parçaya bölüp, beridekinin üzerine hamle yaptılar. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.