İnsan bu dünyaya boşuna gelmedi. Her insanın mutlaka bir gayesi, bir misyonu vardır. Ancak bu misyonu bir medeniyet tasavvuruna dönüştürüp devletin temel anlayışına yerleştirmek, her devlete nasip olacak bir akıl ve irade değildir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzun yıllardır kimliğimizi ve tarihî misyonumuzu yeniden devletin manası hâline getirmeye çalışan bir anlayışı temsil ediyor.
TÜGVA’nın 2026 Yaz Okulları Kapanış ve Final Programı kapsamında İstanbul RAMS Park’ta sahnelenen özel “BALA” eseri de bize tam olarak bunu hatırlattı: Gelecek adına misyon bilinciyle hareket etmemiz gerektiğini…
Kafkasya’dan Türkistan’ın en uzak köşelerine kadar uzanan bütün Türk yurtlarında evlada, yavruya “BALA” denir.
Yıllardır Türkiye ile bütün kavim gardaşlarımız arasındaki bağların güçlendirilmesi gerektiğini yazıyor, anlatıyorum. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öncülüğünde bu bilinç ve bu misyon, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel hedeflerinden ve manasından biri hâline gelmeye başladı.
TÜGVA ve Necmettin Bilal Erdoğan
Yeni neslin bilinci, ufku ve geleceği bugün atılan adımlarla şekilleniyor.
Tarih bize gösteriyor ki fikrî zeminde tarihî hafızası silinen nesiller üzerinden toplumların çöküşü mümkün olmuştur.
Sömürgeci anlayışlar, insanları önce kimliklerinden, aidiyetlerinden ve değerlerinden kopararak sonuç almayı başarmıştır.
Ben hep Osmanlı Devleti’nin çöküşünü örnek veririm.
Elbette cihan devletinin yıkılışına götüren pek çok sebep vardı. Ancak bunların en belirginlerinden biri, Batı’nın kimlik ve aidiyet bilincini zayıflatmaya yönelik uzun vadeli yatırımlarıydı.
Sözde yenilikçi fikirler üzerinden nesillerin düşünce dünyası dönüştürüldü; toplum mühendisliği yapıldı ve tarihî hafıza sistemli şekilde aşındırıldı.
Dikkatimi çeken ve takdir ettiğim hususlardan biri de Necmettin Bilal Erdoğan’ın, bu tarihî hafızanın yok edilmesine karşı ortaya koyduğu kararlı duruştur.
Bu bakış açısıyla gençlik ve gelecek nesiller üzerine, yani balalar üzerine yoğunlaşıyor.
Türkistan coğrafyasına yönelik projeler geliştiriyor; millî spor, millî nesil, millî kimlik ve millî düşünce sistemi ekseninde koparılmış tarihî bağları yeniden kurmaya, millî sistemi güçlendirmeye katkı sunmaya çalışıyor.
Anadolu irfanı ve büyük devlet anlayışı…
Türkiye sadece Türkiye’den ibaret değildir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın misyonunu anlamak için önce bu hakikati idrak etmek gerekir.
Türkiye’nin tarihî önemini, medeniyet yürüyüşünü ve üstlendiği misyonu doğru anlamak ve doğru anlatmak zorundayız.
Dünya değişiyor. Yıllardır bu yeni dünya düzeni üzerine yazıyorum.
Ancak değişim ve dönüşüm yalnızca ekonomik güç dengelerinin ya da siyasi merkezlerin yer değiştirmesi değildir.
Yeni dünya düzeni aynı zamanda insanların bilinçlerini, aidiyetlerini ve değer sistemlerini de acımasızca dönüştürmeye çalışıyor. Tarih boyunca bütün büyük dönüşümlerde olduğu gibi…
Türkiye ise bu yeni dünya sistemine kendi millî ve dinî değerlerini muhafaza ederek, toplumun aidiyet duygusunu güçlendirerek uyum sağlamayı hedefliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünü kesmeye yönelik hamleleri de bu çerçevede doğru okumamız gerekiyor.
15 Temmuz işgal girişimi, Erdoğan’ın büyük Türkiye hedefini engellemek için yapılmadı mı?
Görünürde FETÖ vardı.
Peki, onun arkasındaki irade kimdi?
Eğer biz tarihî hafızamızı diri tutmazsak, gelecek nesiller kiminle ve hangi istikamette yürümesi gerektiği konusunda büyük yanılgılara düşebilir.
Şimdi gelelim bizim balalara…
TÜGVA gerçekten önemli çalışmalara imza atıyor.
Türkiye’nin yeni nesli hangi bilinç ve hangi değerler sistemi üzerine yetiştirilmeli?
Asıl soru budur.
Bugünün balaları, yarının liderleri, yöneticileri, fikir insanları ve bilim insanları olacaktır, inşallah.
Bu nedenle balalarımız sağlam bir fikriyat üzerine inşa edilmelidir.
Çünkü bu balalar, kavim gardaşlarımızın da “kale” olarak gördüğü Türkiye’nin serdarları, bekçileri ve emanetçileri olacaktır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün siyasi hayatını değerler sistemi üzerine inşa etti.
Bu yönüyle balalar için örnek alınacak, ilham verici bir kaynaktır.
Bu bilinç, balalarımızın ülkü ve mefkûre yolculuğunda taşıyacağı sancaktır.
Osmanlıda çok kıymetli bir “lalalık” sistemi vardı.
Şehzadeler, devlet terbiyesini, medeniyet tasavvurunu ve sorumluluk bilincini “lala”larının rehberliğinde öğrenerek yetişirdi.
Bugünün balaları da yarının cihanşümul yürüyüşüne aynı bilinçle hazırlanmalıdır.
Mefkûresi güçlü, tarihini bilen, kimliğine sahip çıkan balalar; devletin, milletin ve bütün değerlerimizin gerçek bekçileri olacaktır.
İslam’a sancaktarlık yapmaya talip bir bilinçle; adaletin, vicdanın, refahın ve büyük misyonun yolculuğu mümkündür.
Çünkü temelinde misyon ve mefkûre olmayan hiçbir refah kalıcı değildir.
Unutma BALA;
Kavim gardaşların da kalesi Türkiye’dir!

