“Ben de onun kanını taşıyorum. Eğer o geceyi yaşamasaydım. Gerçeklerle yüz yüze kalmasaydım babamdan ne farkım olacaktı?”
Maria:
- Doğrudur pederim. Her şey yolunda gördüm. Lakin bir terslikle karşılaştığımı itiraf etmeliyim.
Hususi konuşulacağını anlayan kadınlar, nazikçe Kâbus’u selâmlayarak geri geri çekilip odayı terk ettiler. Maria, babasının boynuna sarıldı, alnına bir öpücük kondurdu. Kâbus, kızını şefkatle tuttu, yanındaki koltuklardan birine oturmasını sağladı.
- Hayırdır! De hele neymiş o ters olan şeyimiz?
- Efendimiz! Bütün insanların önünde hak ettiği ağır cezayı vereceğiniz adam öyle bir hâlde ki, bir iki güne kalmaz mevta olur. Siz, o zaman halkın huzuruna kimi, ne diye çıkaracaksınız? Kusura bakmayın ama; “Yedi başlı, dokuz canlı Osmanlı, durduğu yerde ölmüş mü!” diyeceksiniz yoksa? Böyle şey olmaz aziz pederim!
- Böyle şey olmazmış ha? Hay aptal kızım hay!
Diyerek, odayı çınlatan bir kahkaha patlattı Kâbus.
- Osmanlı canavarlara acımak ha!
Diyerek, ayağa kalktı. Kızının başına sağ elinin işaret parmağıyla birkaç kere dokunarak.
- Bu yapılanlar, insanlara lütuftur! Nimettir. İntizamdır, adalettir. Onlara işkence yapıldıkça, benim halkımın neşesi artar, pek sevinirler. Dolaysıyla gücümü, kuvvetimi anlamış olurlar. Kontrolüm altında da kavga etmeden, huzur içinde yaşar giderler. Ben olmasam bu gördüğün millet birbirini yer. Ne düzen, ne de huzur kalır. Bizim olmamız da düşmanlarımızın yaşamamasına bağlıdır.
Son cümleyi, ağzını kulağına dayayarak fısıltıyla söyledi. Babasının hayat ve insanlık anlayışına kahırlandı Maria. “Ben de onun kanını taşıyorum. Eğer o geceyi yaşamasaydım. Gerçeklerle yüz yüze kalmasaydım babamdan ne farkım olacaktı?” diye geçirdi içinden. Elinde olmadan bir ah, çekti. Oldukça mahzundu. Muhayyilesi durmuştu sanki.
Karanlık içinde aciz ve çaresiz hissetti kendini;
- Haddimi aşıyorsam lütfen bağışlayın! Düşüncelerinizin gerçekleşmesi, şan ve şerefinizin daha da artması, bu emeklerin zâyi olmaması için demiştim. Yine de siz bilirsiniz yüce pederim.
- Peki ne yapmamızı tavsiye edersiniz prensesim?
- Efendimiz! O canavarı derhal vakit kaybetmeden o ölüm çukurundan çıkarın. Temiz, havadar bir yere aldırın. Kırbaçlamalar, gerdirmeler de olmasın. Sevdiği yemeklerden, içeceklerden bolca verdirin. İyice smirsin ki yarın binlerce insanın huzurunda cezalandırmaya kalkışınca, gerçek bir canavar görsünler derim efendim.
Kâbus, beklemediği bu mantıklı izahat karşısında tereddüt geçirdi.
Bütün zindan geleneklerine ters bir şey istiyordu biricik kızı. Bir başkası bunları dillendirmeye cesaret edemezdi elbette. O söylediğine göre haklı bir tarafı da vardı. Babasının itibarı için elinden geleni yapan kızından da böyle güzel fikirler beklenirdi.
- Seninle iftihar ediyor, gurur duyuyorum kızım. İstediğin gibi yap.
- Canım babacığım.
Deyip boynuna sarıldı Maria. Sonra da müsaade isteyerek ayrıldı.
DEVAMI YARIN

