"Atmaca Nuri Bey’e, Kâbus’un üzerine sefer düzenlemesi için vazife verilmiş. O da hemen eleman, silah tedariki ve diğer hazırlıklara başlamış."
Keyfi yerinde olmayan Erkara, etrafındakilere aldırış etmeden arkadaşına endişelerini anlattı. Nefisleri galeyana getiren lirik melodilerin altında epey dertleştiler.
Kendilerine şüpheyle bakıldığını, Doğan’ın esaretten kurtarılması için Beyazıd Paşa’ya gittiğini, görüşmesinin ertelendiğini, ne pahasına olursa olsun gönüllü vazife almanın lüzum ve ehemmiyetini, Gülşah’ı bir gölge gibi takip eden genç delikanlının kim olabileceğini, Kripto ve adamlarıyla irtibatlarını nasıl, ne şekilde devam ettirebileceklerini konuştu, çareler aradı, planlar yaptılar...
Bilhassa Doğan Bey’i kurtarma ekibini kendilerinin kurması kaçınılmazdı. Böylece hem izlerini daha iyi kaybedecek. Şüpheleri giderecek. Hem de Doğan ellerinde olacak, ne gerekiyorsa onu rahatlıkla yapabileceklerdi.
Allah korusun. Doğan Bey bir kurtulursa nerede, nasıl duracağını kimse kestiremezdi. Bunu düşünmek bile ölümden beterdi. “Öyle bir şey olacaksa intihar etseler daha iyi olurdu” diyor, korkularını gizleyemiyorlardı...
Erkara, kalktı Hurufi’den kalma büyükçe bir torbayı dolaptan çıkardı. Kızlardan biri sazını bırakarak koştu.
- Bey’im, hizmeti bize bırakın.
- Teşekkür ederim güzelim. Siz işinize, biz de işimize devam edelim şimdilik...
Kızlar, vazifeleri gereği çalıyor, gülüp oynuyorlardı. Ara sıra yan gözle, şuh bakışlarla kıvrak dansları dikiz eden iki kafadar, haşhaş tozlarını çıkarırken;
- Hey gidi günler hey! Hurufi nerelerde kaldı? Şimdiden özledim. Neydi o günler Aşır?
- Kıymetini bilemedik herhalde beyim!
- Kaçırdık elimizden!
- Kızıl Köşk'ün ve dahi Yıldırım Han’ın hediye ettiği konağın, önünden geçemiyorum. O günler aklıma geliyor ümitsizliğe kapılıyorum elimde olmadan.
- Aah! Ahh!
Diye o mesut günleri yâd ediyorlardı ki bir solukta merdivenleri tırmanan Palabıyık içeri girdi.
- Bey’im! Bey’im!
Erkara ve Aşır, daldıkları âleminden sıyrılıp sese döndüler. Pala, iyice yakınlarına sokuldu. Konuşarak oturdu.
- İstediğin malumatları topladım beyim!
Erkara, toparlandı, merakla baktı arkadaşına.
- De bakalım hele!
- Süleyman Çelebi Ulucâmi’deki vâize reddiye yazıyormuş.
- Yazacağı varsa, göreceği de vardır herhalde!
- Atmaca Nuri Bey’e, Kâbus’un üzerine sefer düzenlemesi için vazife verilmiş. O da hemen eleman, silah tedariki ve diğer hazırlıklara başlamış.
Erkara, bu habere çok bozuldu. Bıyıklarını dişlerinin arasına alıp kopardı. Hiddetle yere tükürdü. Yüzünü ekşitti.
- Haydi buyur! Doğan denilen adamdan kurtulduk diye sevinirken, bir de Atmaca çıktı karşımıza. Zaten bekliyordum böyle bir şey. Size dememiş miydim acele davranalım? Biz üstlenelim bu mühim meseleyi. Namı almış yürür. İmdi, iyice kahraman kesilecek. Al başına ikinci bir bela!
Pala, arkadaşının damarına basarcasına imalı konuşuyor, onu tahrik ediyordu bir bakıma.
- Ve tabii, şu Paşa kızı Gülşah’ı da Atmaca’ya verecekler!
DEVAMI YARIN

