Kaydet
a- | +A

Paşa açık kapının önüne yaklaşınca iki tam teçhizatlı nöbetçi, hürmetle selâmladı. Eşikten ayağını atarken, geri döndü. Ağaçların arasında Atmaca Nuri Bey’i gördü.

Biraz sonra bir kır atlı, yerleri sarsarak yaklaştı. Atmaca Nuri, hayranlıkla dönüp baktı bu güzel insana. Beyaz, siyah karışımı gri sakalı, hafif uzun yüzünü tülden ve nurdan bir çeper gibi çevrelemiş, kırışık alnı, kocaman kavuğuyla ahenkli bir uyum içindeydi. Boyu uzun, iri yarı bu güngörmüş babayiğit, Beyazıd Paşa’dan başkası değildi. “Kim bilir bizim yaşlarımızda ne gözü kara bir delikanlıydı. Ne fedakârlıklar yapmış, ne cenkler görmüştü?” diye geçirdi içinden. Sonra da fazla öne çıkmadan edeple başını eğdi, önüne baktı.

Paşa açık kapının önüne yaklaşınca iki tam teçhizatlı nöbetçi, hürmetle selâmladı. Eşikten ayağını atarken, geri döndü. Ağaçların arasında Atmaca Nuri Bey’i gördü. Dikkatlice baktı.

- Nuri Bey!

- Buyurun Paşam!

- Geldin demek!

- Emrinizi duyar duymaz gözlerime uyku girmedi Paşam.

Diyerek, yanına iyice yaklaştı Atmaca. Beyazıd Paşa, babacan bir tavırla, elinden tuttu. Mütevâzı odasına doğru yürüdüler.

Çalışanlar çok daha erkenden gelmişti. Her taraf tertemiz edilmiş, arı kovanı gibi herkes işinin başında günlük vazifelerini yapıyordu.

Koridorlardan geçerken rastladıklarına selam verilip hâl hatır soruluyordu. Beyazıd Paşa’nın çalışma odasına yaklaşınca tanıdık biriyle karşılaşıldı. Bu kara yüzlü, kara kalpli Erkara’dan başkası değildi. Uzaktan koşarak Paşa’nın elini öpmek istedi. Lakin elini vermedi. Yüzüne bakmadan;

- Sabahın köründe ne işin var Erkara Bey?

- Efendim bir maruzatım var!

Deyip, fazla açıklamada bulunmadı. Güya çok edepliymiş gibi boynunu büktü, hürmetle bekledi.

- Nuri Bey’imizle hususi bir görüşmem olacak. Onu göndereyim. Sonra konuşuruz.

Dedi, cevap beklemeden odasına girdi.

Hırsından terlemiş, tunç kesilmişti Erkara. Dişlerini sıkarak kinle baktı peşlerinden.

Ayrılık kararı verilmiş dünden,

Gözlerin dilinden önce söyledi.

Geniş, yeni temizlenmiş, tahta döşeli sofayı geçtiler. Odaya girince tertip ve düzenin ihtişamı Atmaca’yı büyüledi âdeta. Bütün bütün büzüldü. Sanki Doğan Bey’in esir olması onun yüzündenmiş gibi önüne bakıyor, sıkılıyor, utanıyor, kızarıyordu.

Köşedeki cevizden oymalı kütüphanenin içi kalın, deri kaplı kitaplarla doluydu. Yere serili kırmızı desenli Türkmen halısının ucuna koca bir sandık oturtulmuştu. Yanında büyükçe bir çini testi, bakır leğen ve üzeri delikli pirinçten bir mangal parıldıyordu. Cumba ile mor kadife perdeli pencerenin önündeki sedirin üstüne desenli bir keçe konmuştu. Beyazıd Paşa eliyle sediri işaret ederek;

- Buyurun! Oturun!

- Doğan Bey’imizin hayatta olmasına çok sevindim efendim.

- Esir olduğu haberini aldık. Seni çağırmış olmamın sebebi ise…

- !!!

- Sen ki Yıldırım Han emrinde cenk etmiş bir yiğit beyzadenin oğlusun. Doğan Bey’i çok sevdiğin, kılıç ehli olduğun da malumumuzdur.

- Estağfirullah efendim.

- Doğan Bey’i, başına bir fenalık gelmeden, en tiz zamanda esir olduğu zindandan çıkarmaktır vazifen!

- Emriniz başım üstünedir Paşam!

- Belli ki her şeyden haberleri olmakta… Onlara, buralarda olup bitenleri, hemen sızdıranlar var! Doğan Bey’i de bu şekilde tuzağa düşürmüşlerdir, işte…içimizdeki bu hainler kimdir belli değil? DEVAMI YARIN


Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.