Kaydet
a- | +A

Yalnız kalbinin “küt, küt” vurmasından başka bir ses duymuyordu Gülşah...

Gülşah, Erkara’nın sık sık önüne çıkmasına içerlediğinden mi, yoksa Doğan Bey’inin hasretinden mi ne, tam ayırt edemediği bir sıkıntıyla için için yanıyordu.

Sırtüstü uzandı. Cılız mum ışığının aydınlattığı beyaz, budaksız çamlardan itinayla yapılmış tavanı seyretti. Elinde olmadan kaç ağaçtan bir tavan yapıldığını hesapladı. Tek tek tahtaları, ustaların yer yer koydukları desenleri saydı. Duvara oyulmuş, taş dolap içindeki, bitmek üzere olan muma baktı. Kendi kendine güldü; “Buna tam mânâsıyla malayani denir. Ne dünyaya faydası var, ne de ahirete. Can sıkıntısı demek işte böyle oluyor!” dedi, hâline acıdı.

Eğer Allah isterse, her işi âsân eder,

Yaratır sebebini, bir anda ihsân eder.

Döndü yüzükoyun yatmaya çalıştı. Yine beceremedi. Bağdaş kurdu oturdu yatağın üstüne. Bildiği duâları okuyarak rahatlamaya çalıştı. O ara sanki duvar yarıldı, doru atın üzerinde sevgili yiğidi, Doğan Bey’i elini uzatmış onu çağırıyor gibiydi. Dünya durdu sandı. Gözlerini kırpmadan baktı. Canlıymış gibi seyretti. Tılsımın bozulmasını istemiyordu. Nefes almasını azalttı. Yalnız kalbinin “küt, küt” vurmasından başka bir ses duymuyordu. Neden sonra yüzüne hafif bir pembelik yayıldı. İliklerine kadar işleyen ılık bir meltem esti sanki. Tarifi yapılamayan bir huzur kapladı her tarafını. Rahat bir nefes aldı. Gülümsedi huzurla.

Allah iman vermişse, daha ne vermedi ki?

Onun imanı yoksa, bu kula ne verdi ki?

***

Bursa’nın sabah mahmurluğunu taşıyan hazin rüzgâr sesleri, uzak yakın at kişnemeleri, merkep anırmaları, irili, ufaklı köpek havlamaları ile karışıyor, fark olunmaz bir şehir uğultusunda kayboluyor, serin bir güz günü evvela şeffaf bir sis gibi başlayan uyuşuk gecenin renksiz gölgeleri altında, yavaşça eriyor, dumanlaşıyordu.

İki koşumlu at, birbirinden habersiz, beyaz iki katlı şirin bir binanın farklı köşelerinde duruyordu. Taş döşeli yolun bitimindeki ağaca bağlanmış yağız at, bir şey ister gibi acıyla kişnedi. Sağ ön ayağıyla toprağı eşeledi. Atının sesini duyan Atmaca Nuri, girmek üzere olduğu kapıdan geri döndü. Yanına geldi. Sırtını sıvazladı. Parmaklarını tarak gibi yaparak yelesini taradı. Yarı nal büyüklüğündeki alnının tam ortasında bulunan beyaz, parlak tüylerinden öptü. Akıllı biriyle konuşuyormuş gibi; “Sıkı dur can yoldaşım. Bizi zor günler bekliyor” deyip her zaman heybesinde taşıdığı, içi saman ve arpa karışımı yemle dolu torbasını alıp başına geçirdi. Boynuna sarıldı. Şefkatle okşadı. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.