Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Mankurtlaşma ve millî hafıza üzerine
0:00 0:00
1x
a- | +A

Saflar birleşmeli… Zira zor bir döneme girdik.

Bugün gündemin ağırlığı nedeniyle savaşları, işgalleri, yıkımları; köprüleri, koridorları ve ikmal yollarını konuşuyoruz. Oysa bütün bunların ötesinde, üzerinde belki de en fazla durmamız gereken meselelerden biri millî hafızadır.

Dünya yeniden şekillenirken toplumsal hafızayı zinde tutmak, millî hafızadan beslenerek siyaset ve fikir üretmek, içinde bulunduğumuz jeopolitik dönemin artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluğu hâline gelmiştir.

Çünkü bir toplumun fikir, düşünce, gaye ve ülkü kodları boşaltılırsa, o toplum dışarıdan yapılacak operasyonlara karşı savunmasız hâle gelir. Düşman bazen sınırda, bazen pusudadır. Üstelik artık yalnızca uçaklarla, tanklarla ve ordularla hareket etmiyor. Yeni savaşların önemli bir cephesi toplumların zihni ve iç cephesidir.

Mankurtlaştırılmış yapılara ve insanlara ihtiyaç duyanlar için millî hafızanın zayıflatılması başlı başına bir hedeftir.

Bu nedenle kurum ve kuruluşlarımızı, toplumun düşünce ve insan mimarisini oluşturan münevverleri, fikir insanlarını ve hakikat arayışını önceleyen insan kaynağını korumak zorundayız.

Safları boşaltmak, insanları birbirinden uzaklaştırmak ve itibarsızlaştırmak gibi meseleleri basit şahsi hesapların konusu hâline getirmemeliyiz.

Tam tersine, safları sıklaştırmalıyız.

Çünkü insan kaynağı, bir ülkenin sahip olduğu en büyük stratejik zenginliklerden biridir.

Bu dönem, birçok yönüyle bir "millî mücadele" dönemini andırıyor. Böyle zamanlarda toplumsal hafızaya sahip çıkan ve bu hafızanın değerleriyle yol yürüyen insanlara sahip çıkmak gerekir. Fikri, emeği ve tecrübesi olan insanları günübirlik hesaplara kurban etmek, yalnızca bir kişiyi değil, geleceğe aktarılabilecek birikimi de kaybetmek anlamına gelir.

Türkiye ve gelecek ile ilgili hamleleri çoğu insan yalnızca içinde bulunduğu konjonktür üzerinden değerlendiriyor.

Oysa bize gereken, konjonktürün ötesindeki gerçekleri ve hakikati görebilen bir bakış açısıdır.

Çünkü küresel sistem değişiyor.

Türkiye’nin ve içinde bulunduğu coğrafyanın Anadolu’dan Balkanlara, Kafkasya’dan Türkistan’a, Akdeniz’den Afrika’ya uzanan geniş bir hinterlandla ilgili meseleleri var.

Fakat asıl mesele, bu büyük coğrafyanın meselelerini başkalarının bize tarif etmesini beklemeden kendimizin idrak etmesi ve kendi aklımızla anlamlandırmasıdır.

Buna hazır mıyız?

Toplum olarak, insan kaynağı olarak bu büyük dönüşümü anlayabiliyor muyuz?

Neyi, neden ve nasıl yapmamız gerektiğine dair yeterli bir fikrî hazırlığımız var mı?

Mesele budur.

Biz, söğüt gölgesinde geleceğin ufkunu kurgulayan bir medeniyetin çocuklarıyız.

O şuur, o hafıza ve o ruh hâlâ bizimle.

Fakat bunun için kendimizden olanları, hakikat arayışına hayatını adayanları, ülkenin fikrî ve kültürel birikimine katkı sunan insanları da korumamız gerekir.

Çünkü insan kaynağını kaybeden bir toplum, yalnızca bugünün insanını değil, yarının imkânlarını da kaybeder.

Rahmetli Cengiz Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel eserinde “mankurt” anlatısı üzerinden insanın hafızasından, geçmişinden ve kimliğinden koparılmasının nasıl bir trajediye dönüşebileceğini anlatır.

Mankurt, geçmişini hatırlamayan; kim olduğunu, nereden geldiğini ve kime ait olduğunu bilmeyen insandır.

İşte tehlike tam da burada başlar.

Hafızasını kaybeden insanın iradesi de başkalarının yönlendirmesine açık hâle gelir.

15 Temmuz gecesi kendi halkına ateş açanları düşündüğümüzde, bu mankurtlaşma kavramının neden önemli olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Kendi milletine, kendi insanına, kendi vatanına silah doğrultabilecek kadar zihni ve vicdanı başkalaştırılmış insanlar, yalnızca bir güvenlik sorunu değildir; aynı zamanda hafıza ve şuur meselesidir.

Bu nedenle millî hafıza, yalnızca geçmişi hatırlamak değildir.

Millî hafıza; kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, hangi değerler uğruna mücadele ettiğimizi ve nereye yürümemiz gerektiğini bilmektir.

Bugün yeni dünya, yeni savaş yöntemleriyle karşımızda.

Sanal medya üzerinden yayılan manipülasyonlar, yapay biçimde üretilen hikâyeler, algı operasyonları, dezenformasyon ve toplumları birbirine düşürmeye yönelik psikolojik savaş yöntemleri artık savaşların görünmeyen silahlarıdır.

Böyle bir dünyada millî hafıza, millî değerler ve manevi değerlerimiz; mankurtlaştırma girişimlerine karşı toplumun en önemli direnç noktalarından biridir.

Hafızası güçlü olan toplum, kendisine yönelen tehdidi daha erken fark eder.

Kim olduğunu bilen, geçmişini bilen ve geleceğine dair bir ülküsü olan insanın yönünü başkasının tayin etmesi kolay değildir.

İşimiz çok. Fakat hedefimiz ve gayemiz belli.

Bu karanlık dönemden fikri ve zikri hayır üzerine olanların; aklı, vicdanı ve iradesi hür insanların gayretiyle çıkmak istiyorsak, millî şuurumuzu ve millî hafızamızı zinde tutmak zorundayız.

Çünkü millî hafıza zayıflarsa irade zayıflar; irade zayıflarsa istikamet kaybolur.

Saflar birleşmeli. Hafızamıza sahip çıkmalı. İnsanımıza sahip çıkmalı.

Ve geleceği, başkalarının bize biçtiği sınırlar içinde değil, kendi tarihimizden aldığımız şuur ve kendi medeniyet ufkumuzla inşa etmeliyiz.

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.