Kaydet
a- | +A

Doğan Bey, bilekleri ve ayaklarından bağlandığı yağlı, pis bir çark üzerinde, terden sırılsıklam kıvranmaktaydı. İşkence üzerine işkence ediliyordu!

Erkara, içki içtiği kupayı hışımla önündeki sofraya vurdu. Şarabın bir kısmı üzerine döküldü. Sinirlendiğinde eli ayağı titrer, yüzü bir daha kararırdı. Yine öyle oldu. Çalgı çalan kızlar müziği kesti. Oldukları yerde kaldılar. Bir kese parayı ortaya atıp, kızlara baktı.

- Çekilin!

Kızlar koşarcasına mekânı terk ederken, hışımla doğruldu. Elindeki maşrapada kalanı sonuna kadar kafasına dikti. Ağzının kenarlarından salya gibi, köpük ve şarap sızıyordu.

- Gülşah’ı Doğan’a yâr etmedim! Eğer Atmaca’ya bırakırsam, bana da Erkara demesinler! diye gürledi.

Kişinin işleri sağlanmış ise,

Ciğeri aşk ile dağlanmış ise,

Âşık tam gönülden bağlanmış ise,

Maşuk ayağına gelir demişler.

Erkara yabana atma sözümü!

Haramlardan saklıyorum gözümü,

Gönül bağlarından olgun üzümü,

Nasibi olanlar alır demişler.

***

ZİNDANDA NELER OLUYOR?..

Doğan Bey, bilekleri ve ayaklarından bağlandığı yağlı, pis bir çark üzerinde, terden sırılsıklam kıvranmaktaydı. Kollarından ve bacaklarından çektirilerek işkence üzerine işkence ediliyor, ara sıra nefes almasına imkân veriliyordu. Belli ki çabuk ölmesini istemiyorlardı.

- Hadi kalksana pis Osmanlı. Kripto’nun katili. Ne oldu pehlivanlığına?

- !!!

- Hadi konuş! Konuş diyorum!

Deyip hırsla yanındaki kolu çevirdi. Salya, sümük küfürler savurarak zorlanan, bıyıkları ağzına dolmuş, kambur, çakır gözlü, hırçın zindancı, dilini ısırarak, hasmının vücudunu iki aksi yöne doğru bir daha gerdirdi. Baygın, bir ceset gibi kanlar içinde dişlerini sıkarak inledi Doğan Bey.

Zindancının bu işkenceden keyif aldığı apaçık belli oluyordu. Çürük dişlerini göstererek sırıttı. Yüzünü iyice Doğan’ın yüzüne yaklaştırdı. Nefes alıp almadığını kontrol etti. Hiçbir hareket görmeyince de korktu. Gergiyi gevşetti. Pelte gibi kaldırıp bir kenara ittirdi. Üzerine kirli bir paçavrayı, örter gibi fırlattı. Yanında taşıdığı şarap şişesini kafasına dikti.

Sabretmek, her belâya katlanmaktır ilk önce,

Sonra tahammül gerek, dert ve belâ gelince.

Maria, zindancıbaşıyla birlikte mahkûmları teftişe çıkmıştı. Karanlık koridorlardan, izbe, küf kokan tünellerden geçerken birer, ikişer hücrelerde kalan esirler hakkında da malumat alıyordu.

Güzel ve itibarlı bir kız olan Maria’ya tutkun olan zindancıbaşı, onu elde edebilmek için elinden geleni yapıyor, olduğundan fazla kibar görünüyordu. Bu sebeple olsa gerek bir dediğini iki yapmıyor, her fırsatı kıymetlendirmek, hatta bu baş başa gezintiyi biraz daha uzatmak için, detaylara giriyor, diğer bir ifadeyle âdetâ takla üstüne takla atıyordu. Aslında bir yolunu bulup aşkını da ilan etmek istiyordu ama bunu nasıl yapacağını bilemiyordu.

Derken iki kat kalın demir parmaklıklarla hususi olarak muhafaza edilip dikkatlice korunduğu her hâlinden belli olan bir bölmeye geldiler.

- Burası niçin böyle?

- Prensesim, Kripto’nun kâtili olan canavar Osmanlı burada hapsediliyor.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.