Kaydet
a- | +A

Süleyman Çelebi, hayallerini darmadağınık eden ismin yeğeni tarafından da önüne konmasına dehşetle baktı.

Doğan lafını eğmeden, bükmeden içinden geldiği gibi söylemeyi severdi. Bu ona her zaman büyük bir rahatlık veriyor, hadiselerin çözülmesinde zaman kaybını önlüyordu. Zaten onu tanıyanlar; “Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan insan” demeden edemiyorlardı.

- Bu Erkara fazla ileri gidiyor muhterem amcacığım.

- !!!

Süleyman Çelebi, hayallerini darmadağınık eden ismin yeğeni tarafından da önüne konmasına dehşetle baktı.

- Erkara Bey nerede, neden ileri gidiyor ki?

Dedi ve yeğeninin ne cevap vereceğini merak etti.

- Beni ve arkadaşlarımı düşman ilan etmiş. Birkaç defa karşı karşıya geldik. Her defasında ona bulaşmamak için kendimi zor tuttum. Emîr Sultan hocama danışmadan önce sizinle istişare edeyim istedim.

- Biliyorsun İstişare sünnettir yeğenim. Bir iş yaparken ya istişare edip ona göre yaparsın, ya da kafana göre... Kendi reyine göre yaptığın işte ya muvaffak olursun, ya da olmazsın. Her iki hâlde de nefis vardır. İstişare edileni yapsan yine ya muvaffak olursun, ya da olmazsın. Unutma yeğenim netice, mutlaka hakkında en hayırlı olandır. Ne et, ne yap Emîr hazretleriyle görüş. Duâsını almaya bak.

- Teşekkür ederim amcacığım. Tavsiyenize uyacağım inşaallah. Affınıza sığınarak soruyorum muhterem efendim. Peki sizin uykularınızı kaçıran şey nedir?

- Sorma yeğenim! Aynı adam, yani Erkara Bey! Tanımadığımız, bilmediğimiz birilerini Molla, Seyyid, Vâiz-i İslâm, daha ne mübarek isimler atında bütün ulemânın huzurunda Sultan’ımıza takdim etti. Öve öve bitiremedi. Onlar için olmadık imkânlar kopardı. Bu ne cesarettir? Sultan’ımızın yanından geldikten sonra hep hayıflanır dururum.

Muhabbetle omuzlarından tuttu.

- Doğan’ım zora düşmeni istemem. Lakin bu Erkara’nın önünü de hepten açık bırakmayalım derim. Bilirim pek sevişmezsiniz. Namuslular da adapsız ve edepsizlerden daha cesur olmazlarsa dünya yaşanır olmaktan çıkar yeğenim.

Doğan Bey, Erkara hakkında söylenenlere fazla şaşırmamıştı. Fakat amcasıyla aynı kanaate varması, kendisini oldukça rahatlatmış. “Acaba ben mi yanlış düşünüyordum?” sorgulanmasından kurtarmıştı. Bir şeyler ikram edebilmek için kapıyı tıklayan Matlube Hanım, içeri girmek için müsaade istedi.

- Ooh! Ne âlâ, ne âlâ! Amca yeğen baş başa kaldı mı bütün dünya onların olur.

- Eeee, o kadar olsun. Fazla görme evimin sultanı!

- Meyve yıkadım. Sizler de hazır olduğunuzda haber verin.

Diyerek, odanın bir köşesinde bir şeyler aradı; sonra fazla oyalanmadan, girdiği kapıdan çıktı.

İnsanı en çok cemiyet içindeki duruşu ele verir.

Nasıl?

Herkesin etrafında birçok eşi dostu vardır; umumiyetle kalabalıklar içinde yaşarız. Zamanla tanıdıklarımız artar. Dostları çoğalır gibi görünür. Fakat zaman, birçoğunun maskelerini düşürür; menfaatler biter, imkânlar tükenir, güç dengesi değişir ve bir gün insan anlar ki yanında kalanlar değil, kalbinde kalanlar hakiki ve can dostudur. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...