Kaydet
a- | +A

Davetliler sağdan başlayarak tek tek kendilerini tanıttı. Hürmetleriyle birlikte emirlerine amade olduklarını arz ettiler...

Salonun dört duvarının tavanla birleştiği yere yakın yüzeyleri usta sanatçıların elinden çıktığı her hâlinden belli olan büyük boy hüsn-ü hatlarla çevrelenmişti. Âyet-i kerime, hadîs-i şerif ve bazı şairlerin beyitlerinden seçilerek yazılmış hatlar, alev alev yanan koca mumların ışığında sanki daha ziyade büyüyor, daha çok parlıyor, mekâna muhteşem bir mabet havası veriyordu.

"Başak dolgunsa eğer, boynunu büküp eğer,/Boş olanı dik durur, verilmez ona değer."

“Aman ya Rabbim ne müthiş bir fırsattı. Bir de Sultan’ın gözüne girebilselerdi daha ne isterlerdi. O imkânı yakalamış ve o kapının açılmasına çok az zaman kalmıştı.” Kripto bu hayallerdeyken bir dalgalanma oldu. Teşrifatçılardan biri;

- Serdar-ı azam, Hünkarımız Yıldırım Beyazıd Han hazretleri teşrif ediyorlar.

Herkes önce teşrifatçıya, sonra da gösterdiği istikamete baktı. Genç Sultan, birkaç saraylı ve vezirle salona girdi. Bütün davetliler ruhani bir fısıltı içinde ayağa kalktı ve boyunlarını büktüler. Beyazıd Han, salonda olanlara tek tek baktı;

- Hoş geldiniz karındaşlarım. Allahü teâlâ afiyet versin cümlenize.

- Sağ olunuz efendim.

- Sizleri buraya davet etmemizin sebebi; memleketimizi ziyarete gelen Vâiz-i İslâm ile müşerref olmak ve onu yakinen tanımak, duâsını almak ve tanışmaktır.

Deyip tahtına oturdu. Davetliler sağdan başlayarak tek tek kendilerini tanıttı. Hürmetleriyle birlikte emirlerine amade olduklarını arz ettiler.

Önde Hurufi Efendi, yanında Kripto diğer ismiyle Seyyid Vâiz İbrahim Efendi ve onun yanı başında da Erkara başları önde, kollarını edeple bağlamış sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlardı. Heyecanla yüreği küt küt atan Erkara, yan gözle etrafını sözdü. Süleyman Çelebi’yi görünce aklına Doğan Bey geliverdi elinde olmadan. İlk defa onu geçmişti bu hareketiyle. Sarayda bunca ulemânın yanında gençlerden bir kendisi vardı. “Ah! Gülşah’ın bir imkânı olsaydı da görseydi Erkara Bey’i. Ah! Ah!” dedi, iç geçirdi. Teşrifatçının “Erkara Bey” demesiyle irkildi. Sıranın kendisine geldiğini anlayınca da önce ihtiyar Hurufi’yi göstererek;

-Hünkarım; Vâiz-i İslâm ve Ulemâ-i kirâmdan olan Horasan erenlerinden Seyyid Fadlullah Efendi hazretlerini ve onun numune talebesi Seyyid Vâiz İbrahim Efendi hazretleri misafirimizi siz serdarımız Yıldırım Han Sultanı’mıza takdim etmekle şerefyabım efendim.

Dedi, başını nezaketle önüne eğdi Erkara. Bir pot kırmadan bu takdim işini başardığı için mutluydu. Gururla, kendinden emin vaziyette beklemeye başladı.

Beyazıd Han, misafirlere doğru hamle yaptı. “Bu kadar zevat, o muhteremlerle tanışmak, derin bilgilerinden faydalanmak için zahmet edip gelmişlerdi. Hususi alâkadar olmalı, onları memnun etmeliydi” diye geçirdi içinden. Sonra da;

- Devlet-i Âl-i Osman payitahtına hoş geldiniz. Bursa’mızı şereflendirdiniz. Burada vereceğiniz vaazlarla cemaat-ı İslam’ı, tenvirlerinizle de bizleri memnun ve mesrur kılacaksınız. İlim ehline ve ilme verdiğimiz kıymet herkesin malumudur. Dünyanın neresinde olursa olsun ilmiyle âmil bütün âlimlere Osmanlı’nın her yerinde, her imkânı veriyorum. Bundan sonra da seve seve vereceğim biiznillah.

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...