Kaydet
a- | +A

Kripto ve Hurufi ihtiyarın sevincine diyecek yoktu. İsteklerine çok kolay ulaşmalarının heyecanı içinde Erkara’ya minnetle baktılar.

Erkara, Sultan’a bu kadar yakın olmuşken aklına gelebilecek her şeyi arz etti. Yeni tanışmış oldukları âlimlerin aynı zamanda birer şair olduklarını, emir buyururlarsa şiir sohbetlerine katılmak istediklerini, Ulucâmi-i Şerif’te vaaz, nasihat etme, talebe yetiştirme arzularını bir bir anlattı. Ferman buyururlarsa Bursa’mıza taze bir kan, yeni bir hayat verebileceklerini ballandıra ballandıra sayıp döktü. Her ne kadar dünya ehli olmasalar da maişetlerini karşılamaları için münasip görecekleri kadar akçe taleplerini ilave etmeyi de ihmal etmedi.

Büyük bir hayranlıkla ve memnuniyetle dinledi anlatılanları. Hepsinin yerine getirilmesi için de vazifeli memurlara emirler verdi Yıldırım Han.

En yakın cumâ akşamında saraydaki şiir sohbetine katılacak ve ertesi günü cumâ namazında da Ulucâmi-i Şerif’te vaaz verecek ve hutbe okuyacaklardı.

Kripto ve Hurufi ihtiyarın sevincine diyecek yoktu. İsteklerine çok kolay ulaşmalarının heyecanı içinde Erkara’ya minnetle baktılar.

Aldanma dünyanın sakın varına,

Düşmeye gör onun ahu zarına,

Bugünkü işini koyma yarına,

Gün doğmadan neler doğar demişler.

Ne yazık geride kaldı bilenler,

Rağbet gördü günahına gülenler,

Eskiden beridir; dağdan gelenler,

Bağda olanları kovar demişler.

***

ENDİŞE!..

Süleyman Çelebi, gece geç saatler olmasına rağmen uyuyamamıştı. Biricik hayat arkadaşına bir şeyler yazacağını söylemiş odasına çekilmişti. Sağ eli çenesinde, başı öne eğik, düşünceli düşünceli dolaşıyordu. “Acaba ben cin fikirli birisi miyim? Niçin herkes gibi rahat değilim, onlar gibi düşünemiyorum?” deyip hayıflanıp duruyordu ki kapı vuruldu. Süleyman Çelebi bir anlık tereddütten sonra içinde bulunduğu dalgınlık hâlinden kurtuldu. Kapıya doğru baktı, yutkundu. Bir şey demedi. Kapı bir daha çalındı. Neden sonra;

- Buyurun.

Diyebildi. Kimseyi incitmemek ve gürültü yapmamak istercesine hafifçe kapı açıldı. Ayak parmak uçlarına basarak bir gölge gibi Doğan Bey içeri girdi. Her zaman olduğu gibi tebessümle amcasına baktı.

- Selamün aleyküm muhterem amcacığım. Müsaade ederseniz…

Çelebi, can yeğenini karşısında görünce rahatladı. Üzerindeki ağırlık kalktı. Sisler dağıldı sanki.

- Ve aleyküm selam ve rahmetullah, şehid biraderimin emaneti, canım yeğenim. Ne demek? Hemen gel. Ben de hep düşünürdüm. Biri olsa da sohbet etsek, bilhassa saraydaki intibaımı istişare etmeyi çok istiyorum. İyi ki uyumamışsın. Gel hele, şöyle otur.

Doğan, amcasının işaret ettiği köşeye oturdu. Halı yastıklar ve yeni kabartılmış minderler pek rahattı. Doğan; “Buyurun” mânâsında amcasına baktı. Bu arada da onu rahatlatacak cevaplar vermeye kendini hazırlıyordu,

- Doğan’ım senden saklayacak hâlim yok ya! Doğrusu biraz sıkıntılıyım. Çok çok endişeliyim! Dertleşecek birisini beklerken tam zamanında geldin.

- Muhterem amcam, bir o kadar da benden.

- Sen de mi? Senin ne derdin var yiğidim?

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...