Kripto, bir yolunu bulup Hurufi’ye kaş, göz hareketiyle konuşmasını işaret etti.
İnananların her mekâna, her zamana ve her insana açık olmasını emreden üç düstur vardır.
“Biz insanı en güzel şekilde yarattık” âyet-i kerimesi insana, “Hikmet müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır” hadis-i şerifi zamana, “Allah bana yeryüzünü mescid kıldı” hadis-i şerifi de mekâna açıklığı emreder. Biz de sizlere kapılarımızı açarak İNSANA, ZAMANA, MEKÂNA açık olduğumuzu gösterdik, yani bu esaslara riayet etmiş olduk, dedi.
Âyet-i kerime ve hadîs-i şerifler okuyarak ilmin yerini, kıymetini ve en büyük rütbenin ilim rütbesi olduğunu anlattı. Maksatlarının ne şan, ne şöhret, ne de kuru bir cihangirlik sevdası olmadığını vurguladı. İstikbale yönelik beklentilerini, hedeflerini özetledi.
Padişahın içten ifadeleri, herkese tesir etmişti. Bütün maksatları saraya girebilmek olan misafirlerin ağızları kulaklarına varıyordu. Kriptonun ise keyfine diyecek yoktu.
Kripto, bir yolunu bulup Hurufi’ye kaş, göz hareketiyle konuşmasını işaret etti. O da kendine has hitabetiyle başladı anlatmaya;
- Dünyanın en büyük ve asil serdarı siz Sultan Yıldırım Beyazıd Han hazretlerinin huzuruna kabulümüzden ve iltifat-ı şahanenize mazhar olduğumuzdan çok bahtiyarız efendim. Şerefli ism-i âliniz bütün İslâm âleminde hürmetle ve muhabbetle yâd edilmektedir.
- Bana şeref veren kahraman, civanmert Türk halkıdır. Onlara itimadım sonsuzdur. Onlar da bana… Ordusuna arkasını dönemeyen kumandan, muharebeye girmeden mağlup olmuş demektir. Biz böyle biliriz ve dahi böyle imân ederiz.
Diyen Yıldırım Han, âlimlerin yakınına ve hatta önlerine kadar geldi.
- Muhterem hocam Molla Fenâri, ulemâ-i kiramdan damadım Emîr Sultan, şüerâ-i kirâmdan Süleyman Çelebi ve buradaki âlim, zahid muhteremlere hürmetim derindir. İnanıyorum ki, ilmin, irfanın önünde erimeyen kuvvet, parçalanmayan kılıç yoktur.
- Sizin gibi büyük insanlar ancak böyle düşünür Sultan’ım.
Dedi Hurufi ihtiyar. Fırsatı yakalamışken hoş görünmeye çalıştı;
- Sultan’ım… Tebaanız olmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Bizim için ne büyük saadet bahşettiniz efendimiz.
- Büyük saadet ilimdir, irfandır. Bu libasla donanmış insanlardır Molla efendi. İlim nereden gelirse gelsin insanlar için faydalı olduktan sonra getiren de, gelen de başımın tacıdır. Bu böyle biline…
Dedi Beyazıd Han. Sonra Erkara’ya döndü;
- Kıymetli misafirimizi şerefleri ile şerefimizle mütenasip bir şekilde ağırlamanızı arzularım.
- Arzunuz noksansız yerine getirilecektir Hakan’ım.
DEVAMI YARIN

