Geç vakitler olmasına rağmen uyuyamadı Maria. Kalktı, dolaştı. Yüzüp, sonuna getirdiği işi, heyecanından dolayı berbat etmek istemiyordu.
Maria:
- Aman pederim! Düşündüğüne bak. Halkın gözü önünde yapılan bu muhteşem merasimin başka ne mânâsı var ki? Onlar anlayacaklarını çok iyi anlarlar. Sen meraklanma!
- Sonra şatodaki soylularla ve şövalyelerle bir parti yaparız. Hı, ne dersin?
- Emriniz olur derim, pederim.
- Bazılarına ünvan, rozet, şilt gibi mükâfatlar düşünüyorum. Onları da veririz. Her çalışanın kazanacağını, yükseleceğini halkım görsün.
- Her şeyin en güzelini düşünür ve de yaparsın biricik pederim.
Deyip yanağına bir öpücük kondurdu. Sonra da erken yatıp erken kalkmanın lüzumuna inandırdı babacığını. Yarının zor ve yorucu geçeceğini, uykusuz ve yorgun olarak toplumun karşısına çıkmanın mahzurlarını saydı, döktü.
Vazifesini noksansız tamamlayan muzaffer olmuş komutan edasıyla huzurdan ayrıldı...
İçtiği hep şaraptır, düşüncesi seraptır,
Bu gidiş iyi değil, akıbeti haraptır.
Hem suçlu hem güçlüdür, hiçe sayar milleti,
Masum görünmek için, çok suçluyor ecdatı.
Kafası bulanıktır, sofrası dolu meze,
Foyası belli oldu, girilince merkeze.
İhbarlar yağmaktadır, düğümler çözülüyor,
Çetenin yandaşları, çırpınıp üzülüyor!
***
Gece geç vakitler olmasına rağmen uyuyamadı Maria. Kalktı, dolaştı. Bir şeyler yemek istedi, boğazından geçmedi. Yüzüp, sonuna getirdiği işi, heyecanından dolayı berbat etmek istemiyordu. Kimselere görünüp şüphe uyandırması, sonları olabilirdi. Çok dikkatli olmalıydı. “Yarın… Yarın dananın kuyruğu kopacak!” dedi içinden. Ellerini kenetledi, ters çevirerek çatur çutur sesler çıkardı. Ne yaptığının farkında değildi. Vakit ilerledikçe sıkıntısı da artıyordu. “Ben içimdeki azabı hafifletmek için galiba acele ediyorum. En iyisi Doğan’ın hücresine uğramak” deyip, başına bir pelerin aldı. Hızla merdivenleri inmeye başladı.
Fazla zorlanmadan Osmanlıların tutulduğu odaya kadar geldi. İçeri girip girmemekte tereddüt etti. Babasının kendini burada görse, ne cevap vereceğini düşündü. “Sarhoş nöbetçilere güvenemedim muhterem pederim. Ne olur, ne olmaz diye hem çalışanları, hem de mahpusları kontrol etmeye geldim…” diyecekti.
İşte bunca tehlikelere rağmen o, insanlık abidesi gencin kurtuluşu için canını hiçe sayıyordu. Muvaffak olamasa da gam yemeyecekti. İçindeki erdemi ateşledi ya! Kış uykusuna yatmış güzel hisleri uyandırmıştı ya! Daha ne istiyordu?
Yapılan hainliklerin, sınırları aşıyor,
Huzursuz oldu Maria, artık sabrı taşıyor!
Kocaman duvarın dibinde hakikaten bir kovuğa benzeyen küçük kapıyı tıklattı. Bu karanlık yerde iki Osmanlı bulunuyordu. İsteselerdi kaçabilirlerdi. Ama, bak hâlâ orada duruyorlar. Oysa şatodan dışarı kaç defa çıkmışlardı. Onları dönmeye mecbur eden neydi? Sırf kendini zor durumda bırakmamak içindi elbette. “Adım gibi biliyorum. Beni düşündükleri için, kendilerini tehlikeye atmaktan korkmuyorlar.” Binbir duygu ve düşünceyle dolu olarak, yavaşça içeri süzüldü.
DEVAMI YARIN

