Kâbus, işin sonuna gelmenin keyfiyle her şeyle alâkadar oluyor, emirler yağdırıyordu. Kartal yuvası gibi odasından avazı çıktığı kadar bağırdı!
Süleyman Çelebi, sevgili Peygamberimizin muhabbetiyle tutuşmuş, yanmış, kavrulmuştu. Gözü başka bir şey görmüyor, kulağı başka bir şey duymuyordu. Hep o… Yalnız o…
***
ŞÖLEN VAR...
Kâbus, işin sonuna gelmenin keyfiyle her şeyle alâkadar oluyor, emirler yağdırıyordu. Kartal yuvası gibi odasından avazı çıktığı kadar bağırdı;
- Çabuk bana Prenses Maria’yı çağırın!
Ses, camları sarsarak yankılandı. Kapı önünde bekleyen hizmetçilerden biri temenna ederek selâmladı.
- Emriniz olur efendim.
Deyip, geri geri çekilirken Maria da gülerek içeri girdi.
- Ben de zaten yanınıza geliyordum muhterem pederim. Bir alt kattayken sesinizi duydum. Bekletmeyeyim diye de hızlandım.
Derinden nefes alıp veren Maria heyecanlanıyordu. Yalnız kalan baba-kız, yarınki muhteşem halk şölenini konuştular. Bütün ahaliye haber verildiğini, çengiler, çalgıcılar, sihirbazlar ve palyaçoların geldiğini, yiyeceklerin, içeceklerin istenildiği gibi, herkese yetecek kadar ayarlandığını tek tek anlattı Maria.
“Kimin bir tanesi?” diyen Kâbus, çok memnun olmuştu. Çok sevinmiş, sevindiği her hâlinden belli oluyordu. Hizmetçi kız, altın bir tepsi içinde kristal kadehlerde dedelerinin, dedesinden kalma şarap getirdi, hürmetle ikram etti. Havanın sertliğini hafifletmek için ise alelacele küçük bir mangal yakıldı. Kırmızı ipek koltuklarına yaslanarak kadehlerini yudumladılar.
Hep yarınki merasime dair sorular soruluyor, bir bir cevaplar alınıyordu. Kim nerede, ne yapacaksa belliydi. Vazife alacaklar, şimdiden şatodaki yerlerini almıştı. Hangi yemeklerin ne kadar yapıldığı, kaç fıçı şarap getirildiği, kaç tane domuz öldürüldüğü, bilinmesine rağmen kimlerin hangi vazifeleri yapacağını tekrarladı Maria. Bilhassa babasının beklediği çılgın Osmanlıların ne durumda olduklarının haberini oldukça ballandırdı. Kâbus, böyle iş bilir ve Osmanlı düşmanı evlat yetiştirdiği için pek keyifleniyordu! İstikbalin Kraliçesi kızına gururla baktı. Alnından öptü.
- Şimdiden bir devleti rahat idare edebilecek iradeye sahip Kraliçe gibisin kızım.
- Muhterem pederim. Her şeye layık halkımız, gönüllerince yesin, içsin ve eğlensinler diye bütün tedbirleri aldım. En son olarak da Kripto’nun kâtilleri olan o cani Osmanlıları, şatonun tepesinden kazıklı çukura atlatma şenliği olacak. Bunu pek mühimsiyorum. Halkımızın gözü önünde yapılacak bu nefes kesen merasim, büyük bir iz bırakacak elbette. Hafızalara iyice kazınacak. Asırlarca da unutulmayacak. Bunu gören, duyan hiçbir kimse de böyle bir cürete teşebbüs edemeyecek! Onun için bunu en sona bıraktım.
- O pisliklerin leşleri, demir kancalara takılsın! Kartallara yem olsun! Ha! Kim, Kâbus’a karşı gelirse, akıbetinin de böyle olacağını yayın? Gücümüzün, kuvvetimizin her tarafta duyulmasını istiyorum Prensesim!
DEVAMI YARIN

