“Sıkıntılar, felaketler, ölümler insanda derin bir yara gibi kalıcı izler bırakıyor, kolay kolay iyileşmiyor. İyileşse de mutlaka izi kalıyor..."
“Doğan’ımı düşmanların şerrinden koru Allah’ım. Çelebi’me huzur ver, muvaffak eyle Allah’ım. Memleketimizi, Sultan’ımızı muzaffer eyle Allah’ım. Âmin!”
Diyerek, teheccüd namazından sonra yaptığı duâsını tamamladı Matlube Hanım.
Kalktı, mışıldayarak uyuyan Süleyman Çelebi’nin yattığı sedirin dibindeki yün yastıkların üzerine çöktü. Elindeki temiz, beyaz tülbentle terlerini sildi. Sırtındaki yünden örme ihram düşecek gibi oldu. Yeniden çekti, büründü. Hayat arkadaşına bakarken biricik Doğan’ını hatırladı. “Sıkıntılar, felaketler, ölümler insanda derin bir yara gibi kalıcı izler bırakıyor, kolay kolay iyileşmiyor. İyileşse de mutlaka izi kalıyor. Oysa mutluluklar, sevinçler, huzur ve saadetler saman alevi gibi çabuk geçiyor, zaman içinde eriyip kayboluyor. Hatta unutuluyor bile. İşte canlı misali karşımda…” dedi kendi kendine.
Sonra, masasındaki kâğıtları aldı, evirdi, çevirdi. Yazılanları okumaya başladı. Doğru, dürüst bir şey bulamadı. Güneş görmediği hâlde sararan bu sayfaları, öptü, kokladı. Başına koydu. Göğsüne bastırdı. “Keskin mürekkep kokan bu kâğıt yapraklar, bari işe yarasaydı” dedi. Elinde olmadan gözlerinden yaşlar süzüldü. İçinden tövbe istiğfar ederken, bir inleme duydu. Çelebi’ye baktı. Yüzünün rengi değişmiş, alnı, saçları terden sırılsıklam olmuştu. Uzun, kara kirpikleri aralandı. Gözlerinin içi gülüyordu.
Bu ani değişiklik, Matlube Hanım’ı da keyiflendirmiş, gülümsetmişti. Dudaklarından dökülecek müjdeli haberleri, mütebessim beklerken Süleyman Çelebi de doğruldu. Yatağının içinde oturdu.
- Sultan’ım, bir rüya gördüm.
- Hayrola efendim.
- Hâlâ tesirinden kurtulamadım. Sanki hakikatti. Rüya gibi değildi.
- De hele Çelebi’m! İyice merakta koma beni.
- Kaç gecedir Emîr Sultan hazretlerinin tavsiyelerine uyarak istihareye yatıyordum. Bu gecede yine can-ı gönülden tövbe, istiğfar ettim ve istihareye yattım.
- !!!
- Her defasında bembeyaz karlı dağlar, yeşil uçsuz bucaksız ovalar, şırıl şırıl akan, köpükleri arşa yükselen şelaleler görüyordum. Bu gece kâinatın efendisi, sevgili ve şerefli Peygamberimiz, hazret-i Muhammed Mustafa, sallallahü aleyhi ve sellemi de gördüm.Tebessüm ediyordu.
- Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.
- Rüyamda, koşarak Emîr Sultan hazretlerine gittim, anlattım. O da muvaffak olacağıma yorumladı. “Emîr Sultan’ın önce Allah’a yalvar, münacaat et, sonra sevgili Peygamberimizin velâdetini, mirâcını ve insanoğlunu anlat. Duâ ile bitir” emri çok açık ve netti.
- Yani neyi, nasıl yazacağını da öğrettiler.
- Aynen öyle Sultan’ım. İlk beyitleri de onlar okudular bak şöyle buyurdular;
“Gerçi yanlış söyleyen çok dürur.”
Diye değil.
“Allah adın zikr edelim evvelâ.”
Diyerek başla, buyurdular.
DEVAMI YARIN

