Kaydet
|

Her şey olurdu da işte bu olmazdı. Ne edip, ne etmiş, nasıl kaçabilmişti bu Doğan Bey denilen iki canlı adam? Gözlerine inanamıyordu.

Yanlış işler yapmaz, işten bıkmazdın,

Kibir batağına dalıp çıkmazdın,

Kötülük edeni yakıp yıkmazdın,

Yapacağını yap, pişman olmadan,

Bu geliş nereden, söyle Bey Doğan!

Seyyid Emîr Sultan eyledi hitap,

Yanında bulunsun doğru bir kitap?

Ömür geçer gider, düşersin bitap,

Dikkatli olasın, geçiyor zaman,

Bu geliş nereden, söyle Bey Doğan!

***

Erkara, Kâbus’un şatosunda Doğan’ı öldürmek niyetiyle okunu fırlatmıştı. Hasım bellediği adamın yerlerde kıvrandığını ve yakalandığını görünce de rahat bir nefes almış. “Bu yarayla öte dünyaya varmasa en azından zindanlara atılacak, sonu yine ölüm olacaktır!” demişti o gece.

Maalesef evdeki hesaplar tutmamıştı. Ne olur, ne olmaz diye esir olduğu yerden kaçabileceğinin ihtimalini düşünerek, Beyazıd Paşa’nın, Atmaca Nuri Bey’in emirliğinde kurduğu ekibe katılmak istemiş, sonra da vazgeçip, gizli hareket etmişti. Şimdiye kadar da her şeyi hissiyatı doğrultusunda yapmıştı. Kafadarları da destekleyince Atmaca ve arkadaşlarını arkadan takip etmeye başladı. Maksadı, Doğan Bey’i yakalanmışken öldürtmek, ne pahasına olursa olsun hedeflerine ulaşmaktı.

Her şey olurdu da işte bu olmazdı. Ne edip, ne etmiş, nasıl kaçabilmişti bu Doğan Bey denilen iki canlı adam? Gözlerine inanamıyordu. Bu hakikat karşısında yapacağı hiçbir şey yoktu. Bütün pislikleri de saklanamayacak şekilde ortaya çıkmıştı. Bundan sonra onu mezar temizlerdi. Ölümün soğuk nefesini ensesinde duyuyordu. İliklerine kadar sarsıldı. Yıkılmak üzereyken “Başı dik öleyim bari, namım kalsın…” dedi, son gayret ayakta kalmaya muvaffak oldu. “Delikanlı gibi yaşayamadım, bari erkekçe gideyim öte dünyaya!” dedi içinden. Terden ve utancından tunç kesilmişti.

Kalbinin küt küt atışını yanındakilerin duyacağından korktu. Temiz bir mabede girmiş, küfürbaz, kâfir heyecanıyla adım atsa, sanki etrafındaki bu insanlar, kükremiş birer aslan gibi üzerine atılacak, anında paramparça edeceklerdi. Koluna saplı okun acısını falan duyduğu yoktu. Şu an, içinde bulunduğu durum, bin ok darbesinden daha beterdi. Çünkü bütün ümitlerini, hayallerini, istikbalini ve diğer bir ifadeyle savaşını kaybetmişti.

Ani çıkan rüzgâr, ıslık çalarak kurumuş ot, kök ve yaprakları savurdu. Ağaçları salladı. Midesi kabardı, kusacak gibi oldu. Sanki herkes, kurtlar, kuşlar, ağaçlar, rüzgâr, toz, toprak hep bir olmuş onu boğacaklar gibiydi.

Esrarlı, belirsiz, uyuşturan ve içini yakan bir ateşin damarlarına yayılır gibi olduğunu sandı. Beyninde sonu olmayan, dipsiz, kapkaranlık bir kubbenin derin aksini işitiyor gibiyken, Doğan Bey’in;

- Bırakın! Onlar bizim hatalı davranan, yanlış karar veren, kötü niyetlilerin elinde kalan mert, delikanlı karındaşlarımız! Hemen yaralarını tımar edelim. Sonra konuşuruz, diye gürledi...

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.