Tatlı hayallerinden, odada dolaşan bir arı vızıltısıyla uyandı Matlube Hanım. Göz ucuyla uçan hayvanı takip ederek, gayet üzgün hâlde kocasının çıktığı kapıya doğru hareketlendi.
Gözleri doldu. Sevdiği iki insan, Çelebisi ve Doğan’ının yine sevdiği yemekleri yapmış, zevkle ve iştahla yemişlerdi. Aile pürneşe içinde gülüşürlerken Süleyman Çelebi o an yazdığı biri şiiri okumuştu;
Dayandığı sedirden, yerdeki hiçbir lokma alınmamış sofraya daldı.
Sisler arasından o mesut günü yaşadı. Aynı örtü, aynı yemekler, aynı ev, aynı insanlar. Bir Doğan’ı seferdeydi. Bir de Çelebisi, o Çelebi değildi. “Hey gidi günler hey!” dedi. Kendini kaybetti.
Sen zevk-u hudurumsun.
Hem hüzn-u sürurumsun.
Bel gözdeki nurumsun.
Narım da sen, yârım da sen.
Kıtanın okunması biter, bitmez gülüşmüşlerdi. Matlube Hanım, kendi için söylenen mısraları tekrar etmekden ayrı bir haz alıyordu o gün.
Bel gözümde nurumsun,
Narım da sen, yârım da sen.
Bel gözümde nurumsun,
Oğlum da sen, Doğan’ım da sen.
Diyerek kocacığına ve sevgili oğluna sataşmadan kendini alamamıştı yine. Katıla katıla gülmesi devam ederken Doğan, kolundan çekiştirmişti.
“Ana, sıra sende. Hadi göreyim seni!”
“Dedim ya. Daha ne istiyorsun Doğan’ım?”
“Ne olursun anacığım, kırma beni? Hadi söyle.”
Diye, yalvarmıştı biricik yiğidi. Matlube Hanım kendini toparlayarak, önce tavana, sonra pencereye bakmış, aklına bir şeyler gelince de, boğazını temizlemiş, yutkunmuş, yine de heyecanlanmıştı.
“Bakın söyleyeceğim, lakin gülmek yok!”
“Tamam anacığım, gülmek yok. Kahkaha olabilir.”
Nefesler tutulmuş, gözler kırpmaksızın Matlube Hanım’a çevrilmiş, merakla beklemişlerdi amca, yeğen.
Elde hokka, kamış kalem.
Matlube yazmaz, söyler kelâm.
Doğan yiğidim pek de yaman.
Süleyman Çelebi’m aman ha aman!
Doğan, atılmış, anacığının elini öpmüştü.
“Eee! Ne demişler? Atı, atın yanına bağlamışlar, ya huyundan, ya da…"
***
Tatlı hayallerinden, odada dolaşan bir arı vızıltısıyla uyandı Matlube Hanım. Göz ucuyla uçan hayvanı takip ederek, gayet üzgün hâlde kocasının çıktığı kapıya doğru hareketlendi.
Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!
İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.
***
Süleyman Çelebi, sarı, turuncu, mor yaprakları çiğneyerek yürüdü. Bir pencerenin önünden geçerken abuk sabuk saçmalayan konuşmaları duymamak için kulaklarını tıkadı. Kendini geniş sokağa atıverdi. “Biraz hava alır, belki rahatlarım…” dedi.
DEVAMI YARIN

