Kaydet
a- | +A

“O cumâ gününden beri Bursalıların yüzüne alnı açık, yüzü ak olarak bakamıyorum."

Gitse kış ayaz ile,

Bahar gelir yaz ile,

Çayır çimenler bite,

Yeşerir hep naz ile.

Haberler geldi dosttan,

Yeşerdi bağ ve bostan,

Yazar okur bir destan,

Bülbüller niyaz ile.

Bir leş, varsa nerede,

Akbabalar orada,

Papağanı kafeste,

Beslerler şeker ile.

El kuşu elden ele,

Gül kuşu gülden güle,

Baykuş ister virane,

Şahinler pervaz ile.

Eğri eğriye uyar,

Doğru doğruya uyar,

Doğan çağrıya uyar,

Candan arkadaş ile.

***

SONU GELMEZ ACILAR...

Tertemiz mis gibi lavanta kokan minderde kıvrılmış tekir, mırıl mırıl uyuyordu. Yazı masasında kafasını iki eli arasına almış, nefsini sorgulayan Süleyman Çelebi’nin, muhakemesi durmuş gibiydi.

Acaba ne yapsaydı? Emîr Sultan hazretlerinin buyurduğu gibi tam yanamıyor muydu yoksa? Mala, cana gelen her sıkıntının, ruha derman olacağı ilâhi kaidesini, adı gibi biliyordu. İllet, kıllet, zillet gibi nefse ağır gelen üç şeyden birinin veya birkaçının zaman zaman her mümini yoklaması ne büyük saadetti.

“O cumâ gününden beri Bursalıların yüzüne alnı açık, yüzü ak olarak bakamıyorum. Nice dost ve ahbaplarım tarafından hor ve hakir görülüyorum. Neredeyse bir deri, bir kemik kaldım. Başım ağrıyor, hafızamı bir türlü toparlayamıyorum. Civan yeğenim, evladım, Doğan’ım, azgın kâfirlerin elinde öldü mü, kaldı mı tam bilemiyorum? Bu kadar musibet beni, bana getirmeye yetmedi hâlâ. Aah! Süleyman Ahh! Başına taşlar yağsa az bile!..” diye inlerken, iki damla gözyaşı, kızgın kora düşer gibi cız, diyerek yürekceğizini yaktı. Elinde olmadan yine hıçkırmaya başladı. Evet, ağlamaktan başka çaresi yoktu. Nereye gitse, ne etse bu ızdırap onun yakasını bırakmayacaktı. Bir şeyler yapmak istiyor, fakat hamle yapacak kuvveti kendinde bulamıyordu. Olduğu yere içi boş bir çuval gibi yığıldı...

Bir gün düşündüklerini yazabilecekti. Ama o bir gün, ya çok uzaktaysa? Hıçkırırken sarsılıyor, bu gayr-i ihtiyari hâlden, büyük bir ayıpmış gibi utanıyordu. Kendini toparlamaya çalışırken, sanki kulakları yeni açılmış, Emîr Sultan hazretlerinin yüreklere su serpen sözlerini duyar gibi oldu. Uğultuyla birlikte yüzünü serinleten bir rüzgâr esti sanki. Gönüller Sultanı gülerek ona doğru geliyordu. Ayağa kalkmak istedi, kalkamadı. Sesi, dalga dalga ruhunu okşuyordu.

“Öfkeli, kızgın insan hikmet ehli olmaz Süleyman Çelebi! Sabır ve sükûnet ile Allahü teâlâya sığınıp münacaat etmek lazım gelir ki, aslolan budur…”

Soluk yüzü boncuk boncuk ter içinde, gözleri kapalı inledi.

“Bilmem ne yapmak, gerek muhterem efendim?”

“Yanmak gerek Çelebi’m! Yanmak gerek!”

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.