Kaydet
a- | +A

Sevdiği, inandığı, doğru bildiği bir mesele uğruna yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığı prenses Maria, pek de sevmediği şövalyenin koluna girdi.

Eski şatonun genç ve güzel vârisi Maria, babasının ihtişamlı odasından gülerek, neşeyle ayrılırken, az kaldı şövalye zindancıbaşına toslayacaktı.

Kolundan çekti, yürüdüler.

- Aziz pederim, talimat verdi.

- Ne talimatı prensesim?

- Canavarı artık hırpalamak yok.

- Nasıl olur? Bize öyle dememişti.

Maria hemen durdu. Geriye hamle yaptı.

- İstersen yol yakınken dönelim. “Şövalye bana inanmıyor pederim” diyeyim. Hı ne dersin?

- Sana canım feda prensesim! O nasıl söz? Amma ve lakin önceki emirlerini biliyorum da…

- Şimdi o emir lağvedildi. Tamam mı? Artık hükmü yok. Yenisi var.

- !!!

Sevdiği, inandığı, doğru bildiği ve bulduğu bir mesele uğruna yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığı prenses Maria, pek de sevmediği şövalyenin koluna girdi. Zindancıbaşı pek şaşırdı, bu duruma gelebileceğine inanamadı.

Rüya mı görüyordu ne? Ayaklarını basacak yer bulamıyor, uçuyor gibiydi.

Kâbus’un öldüğünü, Maria kolunda bu şatonun sahibi, bu bölgenin tek hâkimi olarak halkını selâmlıyordu. Pembe hayaller içini gıdıklıyor, hafif, ılık bir rüzgâr yüreğini ferahlandırıyordu. Neden olmasındı? Bunların hepsi bu sahnenin ebediyen sürmesinden ibaret değil miydi? Bak Maria kolunda ve sevdiğinin işaretlerini veriyor.

Şatonun en tepesindeki odadan zindana kadar iki kara sevdalı âşık gibi kol kola indiler. Zindan kapısının açılmasını beklerken tanıdık bir sima gördü Maria. Hafızasını zorladı. Kim ve nereden tanıdığını hatırlamaya çalıştı. Şimşekler çaktı kafasında. O geceyi ve kendine yardım eden Osmanlı’nın yanındaki bu çalışkan ve hürmetkâr insanı da unutmamıştı.

- Hey şövalye!

Diye seslendi Maria, zindancıbaşı kendine denildiğini zannederek.

- Emret prensesim!

Maria, zindancıbaşının etrafında pervane olmasına aldırmadan gülerek bir solukta Üryan Eşkıya’nın yanına koştu. Kim olduğunu bir türlü sorup öğrenemediği kurtarıcısının yardımcısı karşısındaydı. Siyah elbisesinin yakalarındaki parlaklık göz kamaştırıyordu. Sanki manyetize olmuştu. İki eliyle ellerinden tuttu, sarsarak sıktı. O da şaşırmıştı.

- Sen! Sen o gecedeki ha!

Dedi fısıldayarak. Kaybettiğini bulmuş bir çocuk heyecanı ve sevinciyle.

- Ben o gecedeki kurtardığınız ya!

Dedi Maria. Zindancının yanına yaklaşmasına fırsat vermeden diyebileceğini demek istiyordu. Eliyle “dur” mânâsında işaret yaptı.

Zindancıbaşı biricik sevgilisini üzmemek için olduğu yerden bir adım bile atmadan çakılıp kaldı.

- Nasılsın kurtarıcım?

- Çok iyi…

- Sen buralar…

- !!!

Üryan Eşkıya şaşırmıştı. “Acaba ne dese, nasıl cevap verse de yiğit Doğan’a zarar gelmese?” diye düşünüyor, bir yol bulamıyordu. Maria’ya Doğan Bey’in fevkalâde iyiliği olmuştu. Lakin insanoğlu çiğ süt emmişti. Ya vefası yoksa, ya ikiyüzlü, zalim biriyse, o zaman ne yapacaktı?

Neye, nasıl tepki göstereceğini kestiremiyordu bir türlü.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.