TBD-Türkiye Birleşik Devletleri diye bir tabirin literatürde ilk defa dile geldiğini değerlendiriyoruz. Bâzıları, bunu ABD benzerliği, bâzıları da hayal olarak görebilirler. Kim, ne der ve ne düşünürse kendisi bilir. Günü gelince doğru ve yanlış net şekilde belli olur...
8 Aralık 2024’te Türkiye’nin istihbarat, diplomasi ve askerî desteğiyle gerçekleşen İhtilal sonrası şekillenen Suriye ve aramızda doğan dayanışma, bundan sonraki zamanlarımız için göz önünde bulundurulması gereken çok kıymetli bir misaldir. Bu ittifak örneği, yalnızca Irak, Ürdün, Lübnan, Arabistan, Mısır için değil, Yunanistan’dan başlayarak Balkan ve güney Ermenistan dâhil Kafkas Devletleri için de geçerlidir.
Nitekim Katar, Azerbaycan, Bosna ve Somali’yle onların zor zamanlarında yaşadığımız kalb ve kader birliği, daha sonra Suriye’de hayata geçirilen dostluk inşâsına yol vermiştir. Bosna’da Katar’da, Azerbaycan’da, Somali’de ikiz kardeş siyâseti güttük. Pakistan’la hep böyle oldu. Bosna’yı bölgedeki bütün emperyalist dayatma ve faaliyetlere rağmen Sırplara bırakmadık. Katar’da bizdeki 15 Temmuz benzeri darbe ve işgal teşebbüsünü engelledik. Dağlık Karabağ’da 29 yıldır devam eden Ermeni işgalini temizleyerek kardeş ülkenin yüzde 20’sini tekrar Azerbaycan’a kattık. Hatta Ermenistan’da Paşinyan iktidarına karşı kalkışılan darbeyi de biz önledik.
Bütün bunları, Mimâr Sinan’ın tasnifiyle şöyle izah etmek mümkündür:
Saydığımız ilkler, çıraklık dönemi, Suriye, kalfalık dönemi eserimizdir. Bundan böyle ise ustalık dönemimiz başlıyor. Türkiye Yüzyılı ve Terörsüz Türkiye huzuru ile ustalık dönemi ufkuna girmekteyiz.
Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye sonrasında savrulduğumuz yerden doğrulup yeniden zirveye tırmanış çabamızda bunlar, ilklerdir. Suriye modeli ise o ilklerin en olgunudur. Buradan çıkaracağımız tecrübelerle 2071 Büyük ve Kudretli Türkiye’yi kurma yolundayız
Sosyoloji İlminin bânisi Muhammed ibn Haldun’un “coğrafya, kaderdir” sözü, meşhurdur….
Endonezya’dan Fas’a, Kırım’dan Yemen’e olan coğrafya, Müslüman coğrafyasıdır. Bütün bu coğrafya ve ezanın yükseldiği her yer, asırlarca İstanbul’a tâbiydi.
Osmanlı Levendleri, Endonezya’yı teşkil eden adalardan biri olan Açe Sultanlığı’ndan Cebel-i Tarık Boğazı’na kadar mevcutlardı… Akıncı ve Yeniçerileri, Kırım’dan Yemen’e, Budapeşte’den Girit adasına ve Kuzey Afrika’dan Orta Afrika’ya kadar tesir icra ediyorlardı. Bahsettiğimiz bu geniş coğrafyanın toprakları, tamamıyla Osmanlı mülkü değildi. Bir kısmı memalik-i şâhaneydi, onların çeperiyse mücavir alandı.
Türkistan, has coğrafyamızdı. Lakin, İran, araya bir kama gibi girdiğinden Devlet, ülkeyi oraya kadar genişletme imkânı bulamamıştı.
Bütün bu coğrafyanın, tarihin dönüşümü anlamında yeniden ele alınması gerekmekte. Bu coğrafyaya; Kanuni Sultan Süleyman Han zamanındaki 23 milyon 400 bin km2 genişliğiyle nüfuz etmek mümkün olmayabilse de Sultan Abdülhamid Han’ın Devlet idaresini İttihadçılara bıraktığındaki 5 milyon km2’de sıkı dostluk, ittifak ve dayanışma gerçekleştirmek mümkündür.
Kim varsa hudutlarımıza dâhil edip, aynı bayrak altında toplayalım fikri, gayriciddi olur. Suriye, olgun bir misaldir. Bu örnek, en yakından en uzağa gönül coğrafyasına yayılabilir.
Üniter devlet yapıları, millî devletler yine devam edecektir. Bayraklar marşlar, başkentler, hazineler korunacaktır. Bunlar kalırken pasaport ikinci plana düşecek, nüfus cüzdanı daha kıymetlenecektir. İlmî, teknolojik, askerî beraberlik ve stratejik ortaklık kuvvet kazanacaktır. Ticaret ve ziraat ile dünya beslenecektir. Türkçe, en gözde bir iki dilden biri olacaktır. Bu resmin diğer adı, OMT-Osmanlı Milletler Topluluğu’dur. ABD de kısmen bundan başka bir şey değildir. Orada da her eyaletin bayrağı ve kanunları var. Ayrı seçimler, mahallî meclisler mevcut. Fakat hepsi bir çatı altındalar. AB-Avrupa Birliği de keza öyle. Coğrafyamızda Harpler ve göçler ile insanlar, bunu bir bakıma kendiliklerinden yapmaktalar. Bugün talebe veya çalışan yahut iş adamı olarak Afrika asıllı insanlar hayatımızda mevcuttur. Macar’dan Özbek’e kadar hayli insan aramızda. Türkiye’nin nüfusu resmen 86 milyon. Fakat turistler bir tarafa, misafir nüfus da herhâlde 10 milyondur. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı Devleti’ne nazaran biraz daha şanslı sayılabilir. İran, Türkistan’la aramızda ve inancımızda yine uzaklık ve ayrılma unsuru ama dünkü kadar değil. Bu sebeple TDT-Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenip hayat bulması, bir kazanç olacaktır...
Bütün bunları niçin yazıyor, ne demek istiyoruz?
2071 Cihan Devleti Türkiye Hedefi, fazla uzağımızda değil. O menzile varmamız coğrafyanın emridir. Bu da yıkılmaz ahlâk, mermer gibi îmân, kuvvetli adalet, güçlü maliye, sağlam ordu, engin coğrafya ve büyük nüfusla mümkün olur. Bunlardan mahrum olan, büyük devlet olamaz. Tarih ve talih yeniden yüzümüze gülmüştür. Güzellik tektir, aynaları çoğaltmak lazım. Komşumuz olan eski vatandaşlarımızla düşmanlıklar değil dostluklar inşa etme vaktindeyiz. Daha onlarla karşılıklı helalleşmemiz bile olmadı. Aynı doğruları yazmaya kalemimizde mürekkep tükenene kadar devam edeceğiz. Bu bahsettiğimiz 23 milyon km2’deki coğrafyada dindaş, soydaş ve kültürdaşlarımızla ihtilaflarımızı törpüleyip ortaklıklarımızı zenginleştirmeli ve bu iklimi emperyalistlere çiğnetmemeliyiz.
Yarınki dünyaya bugünkü dünya ölçeğiyle bakmak yanıltıcı olur. 2050’ye girildiğinde süper güç olma ve kalma yani Cihan Devleti mücadelesi, ABD ve Rusya veya ABD-Çin arasında değil Türkiye ile Çin arasında yaşanacaktır. Doğu Türkistan o gün masaya yatırılır.
Bu bakış bir Nizâm-ı âlem sorumluluğudur.
Gündelik sığ politika çığırtkanlığı, bu ileri ufku görmeye engeldir.
Vakti erince o gün de Fatih Sultan Mehmed Han’ın torunu bir bahadır çıkar ve ateşten kelimelerle dört bir yana şöyle kükrer:
-Yâ 2071 Şanlı Hedefine varacağız veya burada toprağa düşeceğiz…

