Yunanistan’ı düşman gösteren haber ve konuşmaları da oldum olası yadırgamışızdır…
İnsan, dostu gibi hasmıyla da tartılır. Türkiye’nin, Rusya, İtalya, Fransa vs. ile husumete düşmesi anlaşılır… ama; sadece ve sadece 10’da bir nüfusumuzda olan ve turizmden başka zenginliği bulunmayan bir devleti, eski bir parçamızı, Türkiye’nin rakibi, hasmı, düşmanı diye göstermek, yanlış olur. Düşmanlık üretmek kolaydır. Dostluk kurmaksa hayli zordur. Biri, iki çift lafa bakar, diğeri büyük emek ve yıllar ister.
Rumlar da onlarca diğer ırk gibi asırlarca Ulu Osmanlı Devleti’nin bayrağı altında, şefkat ve himâyemizde yaşamıştı. Rumlarla da 1453’ten 1830’a kadar upuzun yıllar aynı coğrafyayı, aynı hava, iklim ve sofrayı paylaştık.
Bugün "büyük" bilinen devletler, nasıl ki birtakım örgütleri taşeron, vekâlet savaşçısı olarak kullanmaktalarsa aynı merkezler, 19. Asrın ilk çeyreğiyle 20. Asrın ilk çeyreği arasında bir asır boyunca da Rumları, Yunanistan’ı kullandılar. Sömürgeci devletler, Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak, Akdeniz’e hâkim olmak ve yeni bir dünya düzeni kurmak niyetindeydiler. Bu maksatla her şer harekette olduğu gibi İngiltere, Çarlık Rusya’sı ve Fransa, 1821’de Mora Yarımadasında Rum nüfusu, Osmanlı idaresine karşı ayaklandırdılar. Burada tarihin yaşadığı en büyük Müslüman/Türk soykırımlardan biri oldu…
Mora İsyanı, 9 yıl sürdü. Nihâyetinde 1829’da Edirne Andlaşmasıyla Rumlara muhtariyet, özerklik verildi. Ancak, emperyalist zorbalık bununla yetinmedi. 1832’de İstanbul Andlaşması’yla Yunanistan adında bir krallık kurulmuş oldu. Bu devlet, artık, Garp, Batı devletlerinin elinde kullanışlı bir silahtı. Haçlı dünyası, İstanbul hesaplaşmasını hiç unutmamış, Türkleri Anadolu’dan sürüp 1071’in ötesine atma saplantısından hiç vazgeçmemişti. Bu gayeden hareketle yine İngiltere’nin baş çekmesiyle 15 Mayıs 1919’da Fransa, İtalya, ABD, Yunan askerlerini gemilere doldurup İzmir’de sahile çıkardılar. Ankara Polatlı’ya kadar dehşetli şekilde yakma, yıkma, katliam yaşandı. Kahraman üretmeye dönük bu çok yönlü işgal, eylül başında sona erdirildi…
Mevzua dair yazılacak çok malumat ve söylenecek çok söz olsa da şu düstur ihmal edilemez:
- Devletler arası münasebetlerde ebedî dostluk olmayacağı gibi ebedî düşmanlık da olmaz.
Bugün haritaya gören gözlerle bakıldığında manzara şudur:
Sonuçta emperyalizmin bizzat veya taşeronları vasıtasıyla işlediği zulümlerle onlarca eyalet, toprak ve bölgemiz bizden koparılarak devlet hâline getirilmişlerdir. Osmanlı Coğrafyasında kurulmuş devlet sayısı bugün 70’e yakındır…
Şu vak’a tek başına önemlidir:
Yunanistan Başvekili Konstantin Karamanlis’in 7-10 Mayıs 1959’da yaptığı Türkiye ziyaretinde bir muhabirin sualine verdiği cevap, hâlâ tazeliğini korumaktadır. Bir gazeteci, "Yunanistan, Türkiye’yi işgal edecek mi?" şeklinde bir soru sorar. Misafir Başvekilin cevabı, şudur:
-Türkiye’deki ilk mektep talebe sayısı, benim ülkemin nüfusundan fazla!.. Hangi istiladan söz ediyorsunuz?
Aynen doğru…
Buna rağmen komşuların birbirini tehlike ve düşman gösterme alışkanlığı hiç terk edilmedi. Yazarlar, siyasetçiler, konuşmacılar malzeme gibi bunu işlediler. Böyle davranmak yerine tarihî beraberliğe, dört asırlık kader birliğine, husumetleri silip dostlukları filizlendirmeye gayret edilseydi daha doğru yapılmış olurdu. Bizim konuşmacılar, Güney Kıbrıs’ın 20 Temmuz 1974 Harekâtımıza olan çarpık bakışına destek veren AB’yi kınamaktalar. Haklılar; ama, başka ne beklenirdi?
Ankara’ya düşen, Yunanistan’ı da Güney Kıbrıs’ı da dostluğa zorlamaktır. Bu hem onların ve hem de bizim menfaatimizedir. Şunu gözden kaçırmamalı ki Rumları vaktiyle taşeron, vekalet savaşçısı ve işgalci olarak kullanan haçlı emperyalizminin yerini bugün Siyon emperyalizmi almıştır. Yunanistan’ı ve Kıbrıs Rumlarını bugün de İsrail, Türkiye’ye karşı silah olarak kullanma gayret ve kurnazlığındadır.
Şunu hep söyleriz:
Bizim, Osmanlı Coğrafyasında bir dindaşlarımız, bir soydaşlarımız ve bir de kültürdaşlarımız var.
Diğer birçok Osmanlı tebaası gibi Rumlar da kültürdaşımızdır. Kültürdaşlarımızla olan aykırılıklarımız, yakınlıklarımızdan fazladır diye düşünüyoruz…
Ankara, Suriye’de yapılanı yapmalı. Baas Suriye’sinin gideceğe, yerini kardeş bir Suriye’nin alacağına kim inanırdı? Öyle ise kırıp-dökücü bir dil kullanmadan Rumları da ittifaka, barışa ve dostluğa razı etmeliyiz. Onları, Siyonistlere bırakmak ilerisi için büyük zararlara sebebiyet verir. Bütün Osmanlı coğrafyasında ahali; halklar Osmanlıya; Türklere dosttur. Az bir nüfus mutaassıptır. Baştaki idareler ise çoğunlukla Batılı başkentlerin güdümündedir.
Osmanlı İslam coğrafyasına dair bizim mekteplerimizde ders kitaplarına ‘‘Araplar, bizi arkadan vurdular!" diye bir ihanet yaması yapıldı. Arap devletlerindeyse aynı sahtekâr kalem, "işgalci Türkler, sizi asırlarca sömürdü" diye yazdı. Her iki iddiada her iki tarafta çok uzun seneler rağbet gördü.
Yalanlardan kurtulma vaktindeyiz.
Bizde Yunanistan’a Rumlara dair söylenenler, orada da bizim için yazılıp söylendi. Canavar portreleri çizildi. Her renk, çeşni ve unsuruyla ihtilafları namuslu tarihçilere bırakıp girdiğimiz bu yeni dönemde OMT-Osmanlı Milletler Topluluğu’nu kurmamız, Türkiye’nin, Balkan, Kafkas ve Osmanlı İslâm Coğrafyasının menfaatine olacaktır.
Toprak, deviniyor.
Coğrafya, derin bir uykudan uyanıyor gibi. Bütün ezberler bozulmalı. İsrail’in de sinsi planları bozulmalı…

