Enerji fiyatlarının zirve üstüne zirve yapması üzerine Merkez Bankası faiz indirimine gidemedi. "Bekle-gör" politikasını uyguladı. Yeni Orta Vadeli Program'da enflasyon tahminlerinin belirgin şekilde yukarı yönlü güncellenmesi (2026 sonu tahmini %16'dan %28,4'e çıkarıldı), enflasyonla mücadelenin beklenenden daha uzun süreceğini gösterdi. Bu durum faiz indirim alanını daralttı.
Orta Doğu’da yeniden alevlenen gerilimin, petrol fiyatlarını çok yüksek tutması maliyet kanalı üzerinden enflasyon üzerinde doğrudan bir yukarı yönlü risk oluşturuyor. Ağustos ayında yıllık enflasyon hafif bir düşüşle %31,5'e gerilese de, Merkez Bankası henüz enflasyonun ana eğiliminde ve beklentilerde "kalıcı ve belirgin" bir iyileşme görmediği için erken bir gevşemeden kaçındı. Küresel ekonomideki belirsizlikler nedeniyle banka, piyasa aktörlerine güçlü bir kararlılık mesajı vermek istedi ve adımlarını toplantı bazlı, acele etmeden atacağını gösterdi.
Peki Yeni Dönem Politikası Nasıl Olacak? Banka, enflasyon görünümünde kalıcı bir bozulma riski görürse faiz artırım kapısını tamamen kapatmış değil. İhtiyatlı duruş en öncelikli strateji olmaya devam edecek. Sadece faiz oranları değil, kredi büyümesi ve mevduat piyasasındaki likidite şartları da yakından izlenecek. Piyasadaki fazla likiditeyi çekmek veya kredi genişlemesini sınırlamak için zorunlu karşılıklar gibi yan araçlar (makroihtiyati adımlar) etkili şekilde kullanılacak. Bankaların beklentileri ayrışsa da (Goldman Sachs yıl sonuna kadar %37 sabit beklerken, Morgan Stanley ve JPMorgan kademeli indirimlerle %35 civarı öngörüyor), gelecekte başlayacak bir faiz indirimi döngüsünün oldukça yavaş, temkinli ve "veri odaklı" olacağı kesinleşti. Para politikası, kısa vadeli büyüme arzularından ziyade, enflasyonu orta vadede %5 hedefine ulaştıracak sıkılıkta tutulmaya devam edecek. Şeffaflık ve öngörülebilirlik ön planda olacak.
Avrupa ve ABD merkez bankalarının yüksek maliyetler dolayısıyla faiz arttırdığı bir ortamda Merkez Bankası’nın faiz indirimine gidememesi ve politika faizini %37 seviyesinde sabit tutması, reel sektör ve büyüme üzerinde ciddi bir baskı oluşturacak. Yüksek faiz oranları krediye ulaşımı zorlaştırdığı ve mevduat getirisini cazip kıldığı için vatandaşlar harcamalarını erteleyecek. Ekonomideki ivme kaybı büyüme hızını yüzde 3’ün altına düşürecek. Şirketlerin yeni yatırım veya kapasite artırımı için ihtiyaç duyduğu ticari kredi maliyetleri yüksek kalacak. Bu durum, sanayi üretimi ve yeni yatırımların duraklamasına sebep olacak. Ama madalyonun arka yüzünde başka manzara var. Faiz indirimine gidilememesinin en büyük pozitif çıktısı enflasyonla mücadele elde edilecek başarı...
Sıkı duruşun korunması, yıllık bazda %31,51'e gerileyen TÜFE'nn kalıcı olarak düşmesi ve Orta Vadeli Program hedeflerine yakınsaması için hayati önem taşıyor. Yüksek faiz, Türk lirası mevduatlarını cazip tutarak dövize yönelimi (dolarizasyonu) engeller. Bu da döviz kurlarında ani sıçramaların önüne geçerek istikrarlı bir kur ortamı sağlar. Türkiye'nin sunduğu yüksek reel getiri, sıcak para ve portföy yatırımları bazında yabancı yatırımcının ülkede kalmasını veya yeni giriş yapmasını destekler...
Evet görüldüğü gibi Merkez Bankası, içinde bulunduğumuz kritik dönemde kan kustu, "kızılcık şerbeti içtim" diyerek doğru olanı yaptı.

