Geceleri yalnız başına yola çıkan tır şoförü duygusallığı var üzerimde. Kalan keyfimizi idareli kullanalım canlarım diyor, başlıyoruz;
Hangi duvar gerçekten sağlam ya yaslanınca ya yaşlanınca anlarsın. Nokta.
Bizler küçükken annemiz bize kötü kötü bakınca ne yapacağımızı şaşırırdık. Şimdikiler “ne bakıyon!” diyor.
Olaylara ‘peki bundan bana ne?’ açısından bakanlar, cansınız, aynen devam…
Aah ı ah… Deniz nereden bilsin insanların karada bile boğulduğunu…
Birine kapasitesinden fazla iyilik yaparsanız, size karşılığını verebilmek için kötülük yapar. Net!
Ara sıra ben; “Hissettiniz mi bilmiyorum ama az önce yazıklar oldu...”
Güzel şeyler olacaksa tam zamanı; biz müsaidiz yani. Di mi?
“Bunca yıldır yaşıyorum, henüz uykumu alabilmiş değilim…” diyorsan gel bir sarılalım.
Bazı insanlara karşı tavrım; İsteyerek oldu, bi daha olur, özür de dilemem, kusura da bak!
Mutluluğu bulan konum atsın…
Anneden isteme modu; “Ya anne” Sitem modu; “Anne ya” Ver şu izni artık; “Ya anne ya!”
"Boş ver” dedik, geçtik.
Yoksa pirinçteki ‘beyaz taşı’ da gördüm,
Samanlıktaki ‘iğnenin’ yerini de biliyorum....
Öyle işte...
Yedi yaşından beri sınavlara giriyoruz, kime neyi kanıtladık hiç bilmiyorum.
Aklındaki cevabı alana kadar herkesten tavsiye isteyenler size de selam olsun.
Ve ne garip bir çelişki; Aynalar karşısında saatler harcanırken, insan kendi vicdanına bir an olsun bakmıyor. Dış görünüşteki en küçük kusur dert edilirken, kalpte biriken kibir, öfke ve haset fark edilmiyor…
Sevdiklerine bağlı ol ama bağımlı olma.
Fedakâr ol ama kendini feda etme.
Dünü unutma, saplanıp kalma da.
Sabret ama katlanma.
Eleştir ama suçlama.
İste ama ısrar etme…
Çok ince düşünenlerdi en çok incinenler.
Hikâyenin devamı kursakta…
Kedi kavgası ayırmaya gittim döneceğim…
Keyifli bir hafta dilerim.
Ninem diyor ki; Kendi karnına sığmayan sır, kimsenin karnına sığmaz!

