Kaydet
a- | +A

Kaç gündür plan üzerine plan kuruyordu Maria. Pembe, mor bulutlar içinde kalmış şato, sanki olabileceklerden gizlenmek istiyor gibiydi.

Şimdi o, şatonun en ücra köşelerine, en mahrem yerlerine rahatlıkla girip çıkıyordu. Maria ile karşılaşmak hesapta yoktu. Allahü teâlânın bir lütfu oldu. Maria ayrılırken, Doğan Bey’in esir edildiği odanın sorumluluğunu, bakımını ona vereceğini fısıldamıştı. Daha ne istiyordu ki Allah’tan?

Sevinç karışımı bir tedirginlik yaşıyordu elinde olmadan. Yirmi beş yaşından beri vatan bellediği mağarasında yaşar, kaya tepelerinde, ağaç dallarında pusu kurar, av avlardı. Gözünün kestirmediği kalabalıklara görünmez, gücünün yetmediği, boyundan büyük işlere kalkışmazdı. Şimdiyse tanışmakla müşerref olduğu bir yiğit için bütün prensiplerinden, alışkanlıklarından vazgeçiyordu. “Ne güzel gayem, ne güzel bir derdim var” diyerek yürüdü...

Fazla kelâm ve alay cahillik alâmeti,

Susmasını bilmeli, isteyen selâmeti.

***

Kaç gündür plan üzerine plan kuruyordu Maria. Pembe, mor bulutlar içinde kalmış şato, sanki olabileceklerden gizlenmek istiyor gibiydi.

Genç ve güzel Maria, artık beyaz mermerden yapılmış Eros heykelciklerinin ağzından sular akan havuzlu, duvarları azizlerin mozaikleriyle kaplı, maun oyma, ipek kadife döşemeli, şirin odasını gözü görmüyor, neşeli zamanlarında yaptığı gibi kızları, soylu delikanlıları, şövalyeleri başına toplayıp müzik dinlemiyor, dans etmiyordu. Varı da yoğu da bir can borçlu olduğu adama, bir an evvel borcunu ödemekti...

Babasından izin aldıktan sonra, zindancıbaşının kendine olan meylinden de istifade eden Maria, apar topar Doğan Bey’i ve arkadaşını aydınlık, ferah bir odaya taşıttı. Doktor gönderip yaralarını sardırdı. Üç öğün en temiz aşçıların hazırladıkları, taze yiyeceklerden ikram etmeye başladı.

Doğan Bey, yeni temiz, bakımlı yerinde gittikçe iyileşiyor, yavaş yavaş kendine geliyordu.

Bir sabah, Doğan Bey, boğa kadar güçlü, keçi kadar inatçı, karınca kadar çalışkan, aslan kadar korkusuz adam gibi adam, yoldaşının hüngür hüngür ağlamasıyla uyandı. Çocuk gibi ağlaması içine dokundu. Zavallı kim bilir evini, anasını, babasını, Bursa’yı mı hatırlamıştı? Yoksa kötü bir rüya mı görmüştü? Gayr-i ihtiyari inleyerek sordu;

- Niye ağlıyorsun yiğidim?

Bu, ne zamandır Doğan Bey’in zindanda söylediği ilk sözüydü. Aşırı dayak ve işkenceden ağzını açmaya cesareti ve takati kalmamıştı.

Boğa, gözyaşlarıyla ıslanan al, tombul yanaklarını toz, toprakla kirlenmiş eliyle silerek ona sevgiyle baktı. Haykırır gibi;

- Aslan Doğan Bey’im! Uyandın, uyandın! Yanlış görmedim, yanlış işitmedim değil mi?

- Bu ne telaş karındaşım? Bana ne oldu? Nerelerdeyiz biz?

- Sorma yiğidim.

- Ne demek sorma? Bir fil kadar dayanıklı arkadaşımı çocuklar gibi ağlıyor görmem, beni üzmez mi zannediyorsun? Hadi söyle niçin yaş döküyorsun?

Boğa Hasan, can arkadaşının istediği cevabı veremiyor, daha ziyade heyecanlanıyordu. Ağlamak, gülmek arası delilerin yapabileceği bir ruh hâli içindeydi. Sevinç ve hüzün bir arada, işte.

Doğan Bey düşündü: “Boğa Hasan’ımı ağlatan bir sebebe ben, nasıl ve ne kadar dayanabilirim?” DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.