Kaydet
|

Dudaklarında hasret türküsü, elinde şişe dizdiği yaban keçisini, yanan ateşte çeviren Atmaca Nuri, gözlerinden dökülen yaşlara mâni olamıyordu.

YİĞİT DOĞMAK...

Pastırma sıcaklarının devam ettiği günlerden bir gün. Güneş ölgün ışıklarını son gücüyle ormanın üstüne ve içindekilere saçarak, ısıtmaya devam ediyordu. Kızıl yakut gölgelerin çevrelediği, birkaç harman yeri büyüklüğündeki gölün parlak, ayna gibi yüzeyini yer yer kaplayan nilüferler, berrak suya öpücükler kondurarak, pembe rüyalar içinde uyuyor gibiydi. Kuşlarının artığı böğürtlenleri toplamakla meşgul olan Çekirge Ali, buz gibi suyun kaynadığı gözenin yakınındaki büyük taşın dibinde yanan, dumanları helezonlar çizerek gökyüzüne yükselen ateşe baktı.

Dudaklarında Doğan Bey için söylenmiş hasret türküsü, elinde şişe dizdiği yaban keçisini, yanan ateşte durmadan çeviren Atmaca Nuri, gözlerinden dökülen yaşlara mâni olamıyordu.

Doğan Bey’imin üç buçuk arşın şeridi şeridi.

Arkadaşları vurdu da kalktı yürüdü yürüdü.

Vicdansızlar kara yerde sürüdü sürüdü.

Ha bu dağları duman bürüdü bürüdü.

Tam bu esnada Erkara ve adamları, gizlendikleri yerden çıktı. Çekirge Ali’yi yakalayıp bağırmasına fırsat vermeden ağzını gözlerini el ve ayaklarını bağladılar. Her şeyden habersiz Atmaca Nuri, türkünün birini bırakıp birine başlıyordu.

Yollar yollar tozlu yollar.

Hançerleri kında saklı yiğit kullar.

Kılıç tutan aklı, paklı, güçlü kollar.

Dile gelsin kızıl kumlu, engin çöller.

Nar gibi kızaran ete vınlayarak saplanan üç okla sustu. Kayanın dibine siperlendi. Kılıcını yoklayıp yayını aldı, bir ok yerleştirdi. Siperinde beklerken, bu acayip şakayı kimin yapabileceğini anlamaya çalıştı. Bir müddet sessizlik oldu. Sonra durgun göle atılan bir taş “blup…” diyerek sulara gömülürken, Atmaca da gayr-i ihtiyari o tarafa baktı. İyice saklandı. Ocak üzerindeki etten yanık kokuları yükselmeye başladı. Ne yapması gerektiğine karar veremezken üç ok vınlayarak, âdeta siperlendiği yerde geniş bol esvabını toprağa diker gibi saplandı. Hafif doğrulmak istedi. Kurtulamadı. Tekrar bir hamle daha yaparken Erkara, Aşır ve Palabıyık tepesinde bitiverdi. “Eyvah! Erkara yine sen ha!” diye mırıldandı kendi kendine. Fakat bir türlü yaklaşamıyorlardı Atmaca’ya. Erkara kılıcını çekti,

- Doğan’ın uşağı ne oldu?

- !!!

- Konuş hadi! Dilini mi yuttun uyuz karga?

- !!!

Üzerine hamle yapacakken Erkara, Aşır ve Palabıyık’ın kılıç tutan bileklerine aynı anda üç ok saplandı. Okların geldiği kayanın tepesinde, canı gibi sevdiği Doğan Bey’i ve arkadaşlarını görünce Atmaca, avazı çıktığı kadar;

- Yiğit Doğaaanım! Aslaaanlarııım!

Diye haykırdı.

Ses, vâdide dalga dalga yankılandı.

Sana akıl vermiş yüce Yaradan,

Kâfir olan nefsi kaldır aradan,

Pişman olmak fayda vermez sonradan,

Mesuliyet duyar hedefi olan,

Bu geliş nereden, söyle Bey Doğan!

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.