Erkara’nın altın verdiği kadın, yalnız Gülşah’ın duyabileceği şekilde yanındakine bir şeyler fısıldadı: "Derler ki, Doğan Bey esir edilmiş!.."
Dışarıdan gelen belli, belirsiz seslere kulak kabarttı, birbirlerine baktılar.
- Herhâlde misafirler. Odaya al. Ben de gelirim.
Diyen Matlube Hanım, Süleyman Çelebi’nin bulunduğu yere girdi. Gülşah da çoğu arkadaşlarının anası olan bey, paşa hanımlarını nezaketle karşıladı. Kalın yün şallarını alıp misafir odasına buyur etti. Hoş beşten sonra kahveler içildi. Oradan, buradan konuşuldu. Çok üzüldüklerini bildikleri için Doğan Bey’in son durumunu sormaya kimse cesaret edemiyordu. Söz döndü, dolaştı Bursa’da olup bitenlere ve Süleyman Çelebi’nin sağlık ve sıhhatine geldi.
- Süleyman Çelebi, o hadisenin tesirinden hâlâ kurtulamadı demek…
- Çelebi cünun illetine yakalanmış derler Matlube hanımefendi kardeşim. Vah vah! Size de Cenâb-ı Allah sabırlar versin.
- Âmin! Âmin! Çelebi’m o günkü hadiseyi aklından çıkaramıyor! Unutamıyor bir türlü… Geceleri kâbuslarla uyanıyor, ağzına bir lokma koyduğu yok! Bir köşede düşüp kalacak diye ödüm kopuyor!
Erkara’nın altın verdiği kadın, yalnız Gülşah’ın duyabileceği şekilde yanındakine bir şeyler fısıldadı.
- Derler ki, Doğan Bey esir edilmiş! En ağır şartlarda zindana atmışlar! Kurtuluşu da dönüşü de… Neyse fazla ileri gitmeyelim.
- Diyenlerin ağzı kurusun. Şehit edilmiş diyenler de var!
- Ha esir edilmiş, ha da… Dilim varmıyor kız. Buralarda yok işte. Kolay kolay da olmayacak. Ne farkı var? Evinde çoluk çocuğunun başında bulunamayacak hiçbir zaman. Yine bir yerlere gidecek… Kelle koltukta cenk edecek…
- Onun işi o.
Kadın, daha bir cesaretini toplayıp, Gülşah’tan yanaymış ve acıyormuş gibi bir tavırla, iyice kulağına eğildi;
- Ah Gülşah kızım, sana talip Erkara gibi bir beyzade varken. Sen illa da Doğan Bey der durursun!..
- !!!
Gülşah’ın canı sıkıldı. Saçını, başını yolup haddini bildirmek mümkündü ama edebinden ve ailelerin birbirine düşman kesilmesinden korkuyordu. Zoraki yutkundu. Cevap verecek hâlde değildi. Üzgün ve tedirgin bir şekilde mutfağa geçti, derin nefes aldı.
Gülşah’ın bakışlarından, hâl ve hareketlerinden rahatsız olan kadın, bir tatsızlığa meydan vermemek için de konuşmasını yarıda kesti. Zaten diyeceğini de demişti.
Ona buna çatılmasın kaşımız,
Düşmanlıktan ağrımasın başımız,
Küçük olsun, büyük olsun yaşımız,
Allah için artık gülsün yüzümüz.
Serdengeçtilere duâ etmeli,
Akrabayı ziyarete gitmeli,
Dargınlıklar, kırgınlıklar bitmeli,
Allah için artık gülsün yüzümüz.
Küskünlük içinde geçmesin hayat,
Öfkeni yen, kibrini kır, çöpe at,
Bak barışmak için, ne güzel fırsat,
Allah için artık gülsün yüzümüz.
Hayırlı söz söylemeli dilimiz,
Müsafeha etsin iki elimiz,
Gülümseyip, açılmalı gülümüz,
Allah için artık gülsün yüzümüz.
DEVAMI YARIN

