Kaydet
|

“Bir felâket ki sorma Efendimiz! Anlatmak için kelimeler bulamıyorum!”

Yıldırım Han:

“Yanılmayasın!”

“Hayır, başımın tâcı! Ne haddimize!”

“Osmanlıya harp açan bir densiz mi var? Öyle mi demek istersiniz?”

“Hayır Sultan’ım!”

“İsyan mı?

“Hayır!”

“Ya nedir seni böyle inleten bre adam?”

“Bir felâket ki sorma Efendimiz! Anlatmak için kelimeler bulamıyorum!”

Yıldırım Han, insan ne kadar hissi olsa, fevri davransa da bu yorgun misafirini mühimsedi. Biraz daha konuşturdu.

“Niçin felâket olsun?”

“Çünkü buralara kadar gelecekler de ondan!”

“Gelsinler!”

“Cengiz’in orduları gibi! Tıpkısının aynısı! Her tarafı acımadan yakıp yıkıyorlar! Medreseleri, kütüphaneleri ateşe verdiler! Âlimleri, din ve devlet adamlarını kılıçtan geçirdiler. Bir avuç insan, neyimiz var neyimiz yok bırakıp kaçtık. Ailem, çoluk çocuğum darmadağın oldu. Kim nerede, öldü mü kaldı mı? Hiç bilen yok! Ye’cüc Me’cüc taifesi gibi peşimizden geliyorlar. Eminim ki sıra sizde. Osmanoğullarını da yok edecekler Sultan’ım. Müslüman adında bir mahlûk bırakmamak için yola çıkmışlar bir kere. Dağ taş fillerle dolu. Hiçbir güç durdurmaya muktedir olamadı şimdiye kadar. Ancak siz bir çare bulursunuz diye koştum geldim, ayaklarınıza kapandım efendim. Kulunuz köleniz olayım lütfen anlayın bizi! Âhı, figânı Arş-ı âlâya çıkan bu biçareyi düşünmüyorsanız, kendinizi, bu şirin, müreffeh memleketinizi, çalışkan, saygılı tebaanızı düşününüz. ‘Elçiye zevâl olmaz.’ Devletlû Hakan’ımız benden söylemesi!”

“!!!”

Sinirlenen hakanı, şeytan kolay kandırır,

Öfkelenip bağıran, hep nefret uyandırır.

Huzuru kaçan Sultan, elini şakağına koyarak ileri geri yürüdü bir müddet. Bu ani gelişmenin mânâsını bir türlü bulamıyordu. İçinden; “Bütün insanlar ayrı âlem, ayrı bir muamma!” dedi. Mis gibi esans kokan havayı derince solukladı birkaç defa. Kocaman erguvani çuha örtülü masanın yakınında edeplice duran adamın yanına geldi.

“Buyurunuz…” diyerek kenardaki büyükçe sedef kakmalı koltuğu gösterdi. Kendisi de karşısındaki kıymetli taşlarla bezeli fildişi tahta geçti.

“Daha önce Osmanlı memleketine gelmiş miydiniz?”

“İlk defa geliyorum Sultan’ım.”

“Bizleri nasıl düşünürdünüz ve dahî nasıl buldunuz?”

“!!!”

Susuyordu Çakır Vezir. Bu kadar büyük, bilgili, cesur, âdil bir hükümdar kendine iltifat ediyor, derdine derman olmak için dinliyordu. Böyle bir hakana söyleyecek laf bulamaması tabii şeydi. Şeytanî düşüncelerinin anlaşılmaması için masum ve mazlum görünüp şaşkın şaşkın başını önüne eğerek tane tane söyledi... DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.