Ah! Bu pişmanlık ifadesi göz yaşları… Dünün beyi, bugünün ise dilencisi komşumuzun gözlerinden akan bu yaşlar, hiçbir işe yaramıyordu.
Beni, kendine yardım edecek bir Türkiyeli sandı, sevindi, sonra göz göze gelince o da, o geceyi hatırlamış olacak ki yüzü kızardı, utandı, başını öne eğdi. Acı çektiği her hâlinden belli olan, canımıza kasteden o komşumun gözlerinden şapır şapır yaşlar akıyordu. Evet yanlış görmemiştim, sahice ve hıçkırıklarla ağlıyordu! Lisan-i hâl ile sanki “aman” diliyordu, benim gibi korkak, zayıf bir hanımcağızdan.
Demek pek ağlanacak hâldeydik! Elimde olmadan ben de çözüldüm; hayat arkadaşıma, canım evlatlarıma, anama, babama, bu zavallı komşuma, harap olan memleketimin çaresiz insanlarına, bütün zulme uğramış din kardeşlerime, insanlığın içine düştüğü acınacak hâllere ve yaşlı dünyamızın bütün garip gurebasına ağladım… ağladım…
Ah! Bu pişmanlık ifadesi göz yaşları… Artık; Irak’ı ele geçirme, istediği makam ve mevkilere gelme gibi tozpembe hayaller kurarken hiyanet eden; dünün beyi, bugünün ise dilencisi komşumuzun gözlerinden akan bu yaşlar, hiçbir işe yaramıyordu. Bütün kuvvetimi topladım:
- Komşu bu ne hâl?
- !!!
- Sana diyorum!
- Sorma!
- Nasıl sormam? Bu duruma düşmemen lazımdı, ne oldu sana?
- Biz de öyle sanıyorduk!
- Açık konuş; buralara niçin geldin? İstediğiniz olmuş DİKTATÖR devrilmiş ve de zalimce asılmıştı!
- Keşke onun yerine biz asılsaydık da memleket bu hâle gelmeseydi!
- O laflara karnımız tok! Ayağına ne oldu?
- İşkenceye tutuldum!
- Kim, niçin? Yoksa Saddam mı hortladı, kabirden çıktı!
- Benimle alay etmezsen anlatayım!
- Anlat!
- !!!
Niçin burada olduğunu, ABD askerlerinin ayırım yapmadan herkesi düşman gördüğünü, elektrikli işkenceye mâruz kaldığını, bu sebeple bacağını kaybettiğini söyledi, ağladı. Ağladı ama neye yarar ki? Artık pişmanlık gözyaşları, kaybettiklerimizi geri getirmeye yetmiyordu.
O gün, Saddam Hüseyin devriliyor diye bayram edenler, bugün perperişandı. Zafer sarhoşluğuyla komşularına bile acımayan, partizanlık yapan, ABD’nin memleketimizi işgal etmesine sevinip Irak’ın kendilerine kalacağını zanneden zavallı komşum, bugün büyük bir pişmanlık içinde; “Amerikalılar bizi yaktı, 'SİZDEN YANAYIZ' dediğimize inanmadılar, arşa çıkan feryadımızı hiç duymadılar, yalvarıp yakarmamıza aldırmadı, bizi biraz olsun dinlemediler! Keşke geriye dönebilseydik de, Saddam’ın yanında harp etse, öyle ölseydik’’ diyor, başka bir şey demiyordu.
Gönlüme gelir darlık,
Fazla geldi çok varlık,
Acımayın bizlere,
Yapmadık fedakârlık!
***
Haçlılar, sömürgeciler; bir yeri muhasara edip işgala kalkışmadan önce “ALGI OPERASYONLARIYLA” dünyayı ve insanları; orada bir “DİKTATÖR” olduğuna inandırırlar, bunda muvaffak olduklarında ise “DEMOKRASI, HÜRRİYET GETİRME VAATLERİYLE” gelirler ve “BU BİZDEN, BU DEĞİL” demeden ve hiçbir ayrım yapmadan şehirlerimizi, zenginliklerimizi yağmalar, kadın, çocuk, ihtiyar ayırmadan, önlerine kim çıkarsa katlederler. Bu hakikati yakinen yaşadık, pek fazla acı çektik, hâlâ da çekiyoruz!
DEVAMI YARIN

