"Anlattıkların manidar, son yaşadıkların ürkütücü Ahmed Bey kardeşim..."
Dünya ne ki? Bazen fırtınaları dinmiş sütliman derya, bazen kuvvetli rüzgârlarla savrulan dalgalar ve tabii insanı sarıp sarmalayan, iliklerine kadar ısıtan sımsıcak güneş…
- Dediklerin dünyanın fiziki yapısı. İnsanlık için ve bu dünyanın selâmeti için Rabbimden hep ebedî saadet niyaz ediyorum.
- Akıllı adamsın vesselâm!
- İnşaallah hüsnü teveccühlerinize layık oluruz. Dünyanın birçok tarifi yapılmış, bence dünya demek, öldürücü dipsiz deniz demektir; sahilleri yakınmış gibi görünüyor olsa bile. Ancak dalgaları büyük, içindeki mahlukat yani canlılar eziyet edici, üstelik üzerinde yüzen gemi de dalgalarına direnecek sağlamlıkta değil. Rüzgârı oldukça sert ve sarsıcı, bu gidişte kolay kolay dinmesi mümkün görünmemektedir. Yardım istemenin, fazlalıkları atıp yükü hafifletmenin bir faydası olacağını da sanmıyorum. Ne var ki, bu deryada boğulan, dünyanın sıkıntılarından kurtulmuş demektir. Ama bu denizin dehşetinden çekindiği için ona sahilinden bakan, selamette olsa da birçok güzellikten mahrum kalır ve bu gibi kimselerin sayısı çoktur.
- Nitekim müminler çoktur, ama salih amel işleyenler azdır. Anlattıkların manidar, son yaşadıkların ürkütücü Ahmed Bey kardeşim. Sormak istemezdim ama merakım galip geldi; peki nasıl oldu da nezaretten kurtuldun?
- Birisi nereden akıl ettiyse “İsmin ne?” deyip kimliğimi istedi. Ben de pasaportumu uzatırken “İsmim, Ahmed Schmieder” deyince beklemeden amirine koştu. Fazla vakit geçmemişti ki biri komiser ve birkaç yardımcılarıyla yanıma geldiler. Hemen dışarı çıkarıp aydınlık bir yere götürdüler. Oturur oturmaz da çaylar geldi. Amir olan “Seni kim, niçin tutukladı?” diye sordu. Tuhaflığa baksana; ben ona soracak yerde o bana sordu. Başımı sağa sola sallayarak hayret ettiğimi göstermeye çalıştım. Anladı mı bilmem ancak hiç beklemeden; "Beni kılık kıyafetimden dolayı tutukladınız…” dedim. Adamlar birbirlerine bakıştı. Fena dolmuştum, aklıma gelen her şeyi sayıp dökmeye kararlıydım. Öyle de yaptım:
"Ben bu kıyafetimle, sizin atalarınız Fatih'e, Yavuz'a, Kanuni'ye benziyorum. Sizler de bu şeklinizle benim atalarım Hanslara, Schüller’e benziyorsunuz. İlerlemek, müreffeh bir devlet olmak, AB'ye girişle, kılık kıyafetle olmaz. Fikirle, ilim, irfan ve çok çalışmayla olur. Dahası kaliteli üretimle olur, medeniyet ve kültürle olur!” dedim ve niçin burada olduğumu hülâsa edip özetledim. Çok merak etmişler sonra bana "NASIL MÜSLÜMAN OLDUĞUMU” sordular.
DEVAMI YARIN

