Kaydet
a- | +A

Erkara’nın aklı örtülmüş, gözü dönmüştü hepten. Aşır ve birkaç itimat edip güvendiği adamıyla birlikte Gülşah’ı dağa kaldırmaya kararlıydı.

Erkara’da utanma, edep, adap diye bir şey yoktu. Oldukça gürültüyle maziden atiye bütün aklından geçenleri sırlıyordu.

“Gülşah’ı, yani hayatımı; çünkü yaşamam ona bağlı, onu siz de sevin, koruyun, kollayın, beni sevindirin! İstikbalde mesut olmasını istediğimiz evlatlarımızın, benim, sizin ve herkesin buna ihtiyacı var. Bu yüksek aşkımın temelini o attı, ben de devam ettiriyorum! Siz ve karındaşlarım da işin saklı kısmını iyi düşünüp hazırlanın, gevşek durmayın! Bu yeni dostlarımız, sizin hem yaptığınızla hem de söylediklerinizle alâkadarlar! Elinizden düşürmediğiniz kılıncınız, dilinizdeki yaşama aşkınız onların hoşuna gider. Ağızlarından çıkan birkaç kelam değil, sabaha kadar ‘su’ diye bağırmanız, dudağınızı ıslatmaz.

Kalkıp bardaktaki suyu içmelisiniz. Hareket etmedikçe, sizin hareket sahanızı başkaları doldurur. Bunu anlamak çok zor olmasa gerek. Bu iş bitmedi! Yeni başladı! Gülşah’ı o adama yâr etmeyeceğim! Şahit ol! Bunu göreceksin Aşır!”

Erkara’nın aklı örtülmüş, gözü dönmüştü hepten. Aşır ve birkaç itimat edip güvendiği adamıyla birlikte Gülşah’ı dağa kaldırmaya kararlıydı. Saklandığı sütrenin arkasında ruhunu tahlil ederken, hiç fazilet sahibi olmadığını içinde hissetti, acısını kalbinde duydu. İffetli bir bey kızını, üstelik de hatırı sayılır, şehid bir bey oğluyla yeni nişanlı kızcağızı zorla kaçıracaktı!..

Başka ufuklarda, farklı bir hayata yeniden doğmak gibi apayrı bir âlem düşünüyordu.

“İyi de! Hayal ettiğim bu dünyamda ne anam, ne babam, ne evim, barkım ne de yurdum olacak. Yalnız başına bir haydut. Ben hakikaten serseriyim. Hep arzum; çevremdekilerden kaçmak. Buralardan kurtulmak. Vatanı, aileyi ebediyen terk etmek. Karşılıksız bir aşk uğruna bilinmez yerlerde yaşamak oldu. Olanca kuvvetiyle de devam ediyor bu önü alınmaz, azgın isteklerim. Dineceğe, sakinleşeceğe de hiç benzemiyor. Tasarladıklarımı yapmak, o kadar kolay mı?” dedi kendi kendine. İç âlemindeki fırtınalar bir türlü dinmek nedir bilmiyordu Erkara’nın.

Milleti tutup soyar,

Ahmak yerine koyar,

Gider sapığa uyar,

Ecdat küsecek sana!

Vatanını satana!

“Ben… Eşkıya takibine, zalimlere dair haberler edinmeye memur genç akıncı, neler düşünüyor, nelerle uğraşıyorum? Hele bir bak hâline ey Erkara!” diyerek sayıklar gibi inledi. İçinde bulunduğu durumdan rahatsız olduğu aşikârdı. Lakin hain, kâfir nefsine söz geçiremiyordu. İşin zor olanı da buydu zaten. “Ah! Ah azgın nefsim ah!” diye yakındı, durdu.

İtibarlı, namuslu bir bey kızını rahatsız etmek. Hele hele zorla kaçırmak, olacak şey değildi. Bu, tekfurların binbir oyunlarıyla meşgul olan devletin başına, yeni müşkülatlar çıkarmak demekti.

DEVAMI YARIN


Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...