Kaydet
a- | +A

“Ah bu Osmanlı milleti! Dünyada bunlar kadar saf, bunlar kadar kendi hâlinde, masum başka bir millet daha var mı?"

Keşiş Dağı eteklerinde bir çiftlik hayatı yaşıyorlardı. Zamanın din ve felsefe kitaplarını okuyor, Hurufi grupla münakaşa ve münazara ediyorlardı. Altı koldan birer müfreze gibi girip çıkmadıkları yer, muhit, grup, cemaat kalmamıştı. En çok korktukları kesim saraya yakın olanlar, dini bütün aileler ve devletine sadık askerlerdi.

Mutat vazifelerinin dışında dost edindikleri ailelere ziyaretlere gidiyor, fakir fukaraya yardım ediyor gibi görünmekten de geri kalmıyorlardı.

Zengin ve paralı olduklarından mı, yoksa yapılan propagandanın tesirinden mi ne? Günün her saatinde ziyaretçileri eksik olmuyordu köşkün. Bunlardan birçoğu da evlerinde bir tas sıcak çorba ikram etmek için davet etmeye gelenlerdi. İrtibatları da dengeyi de iyi kurmuşlardı. Haftanın birkaç akşamında kendi köşklerinde kabuller yapıyor, diğer günlerinde ise itimat ettikleri ve emin oldukları aileleri evlerinde ziyaret ederek, sevgi ve sempati topluyorlardı.

İşte bu hafta gittikleri evde, aile yine seferber olmuştu. Ne ikram edeceklerini şaşırmış, habire koşturup duruyorlardı. Bir telaştır ki sorma gitsin.

Kendilerine canla, başla hizmet eden Osmanlı ailesini seyrederken, derinlere daldı, nerelere gitmedi ki Kripto; “Her ne kadar muhataplarıma teselli vermeye çalışsam da evimi, çocuklarımı unutamıyorum. Ayrılırken beni uğurlayan hanımımla beraber büyük annemin gittikçe fersizleşen sâbit bakışları hiç aklımdan çıkmıyor, hâlâ gözleri üzerimde beni takip ediyorlar. Fakat bu soluk ve donuk bakışlar için artık ne sevinçlerden gülmeye ne elemlerden ağlamaya mecalleri kalmıştır…” dedi, derinden bir ah çekti, kimseye çaktırmadan.

“Ah bu Osmanlı milleti! Dünyada bunlar kadar saf, bunlar kadar kendi hâlinde, masum başka bir millet daha var mı? Hayatları hep çalışmak ve fedakârlık etmekle geçiyor. Yaptıkları hakiki mânâda insanlık destanı. Niçin destan olmasın ki? Tarlada, kırda, bayırda gece, gündüz, kar, kış demeden aç, susuz, uykusuz, eğlencesiz koşturur, doğru dürüst yaşamaz, etrafındakilere hayat verirler. Sevdiklerini, vatanlarını, devletlerini, bayrak, çoluk, çocuk bütün ahaliyi korumak için en müthiş hücumlara karşı koyarlar, kendilerinden yüz misli büyük düşman üstüne atılır, bu ulvi vazifeyi hiçbir şey karşılığında değil, yalnız Allahü teâlânın rızası için yaparlar. Bunlara gıpta edilmez de ne edilir?” dedi, yutkundu gayr-i ihtiyari.

Adları kadar bildikleri bu toplumun, muvaffak olmasındaki temel itici güç, bu sayıp döktükleri değil miydi? “Elimizi vicdanımıza koyup, düşündüğümüzde insanlığın kurtuluşu için böyle olmaktan başka bir yol aklıma gelmiyor” dedi içinden. Sonra da yanındakine eğilerek;

- Bunların tam tersini de bizler yaptıracağız.

- Neyin tersini?

Diyen arkadaşına boş gözlerle baktı Kripto.

Doğru ya… İçinden geçeni başkaları nereden bilecekti. Dalgınlığın bu kadarı da fazlaydı. İşi pişkinliğe ve şakaya verdi.

- Neyin olacak? Yemeklerin… bu mükemmel ziyafetin… DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...