Matlube Hanım, kaşlarını yukarı kaldırdı. Ukalalık edeceği zamanlar yaptığı gibi yavaş yavaş başını salladı: Amca, yeğen işi pişirmiş galiba!"
Matlube Hanım:
- İsmine yakışır hızda çıktı… Konuşmalarımızdan şüphelendi mi dersin efendi?
- Mümkündür Sultan’ım. Ona Doğan demişler. Senin, benim görmediğimi görür, duymadığımızı duyar evvel Allah.
- Deli oğlan… Deli oğlan… Ne olacak?
Matlube Hanım, ince yay kaşlarını yukarı kaldırdı. Ukalalık edeceği zamanlar yaptığı gibi yavaş yavaş başını salladı.
- Amca, yeğen işi pişirmiş galiba.
- Çok fenasın!
- Eee kimin yanındayım?
Deyip, sevinçle ve telaşla Doğan’ın odasına yöneldi. Süleyman Çelebi ardı sıra şu beyitleri okudu:
Hikâye olarak dinleyen seni,
Bulur ancak, hikâye tesirini!
Sözün özünü anlarsa bir kişi,
Fayda verir ona her dinleyişi.
Mübarek Nil Nehri berrak akarken,
Çingene’nin gözüne göründü kan.
Mûsâ aleyhisselâmın ümmeti,
Kan değil, su gördü Nil-i mübâreki.
***
SİNSİ ADAM!..
Çok büyük ve kutsal bir hareketin başı olarak, üzerindeki mesuliyetin ne demek olduğunu gayet iyi biliyordu. Bursa’ya geldiği günden beri gecesini gündüzüne katmış, çalışmıştı. Yine aynı hızla ve heyecanla çalışıyordu. Birçok ciddi, oldukça da zor ve bir o kadar da karmaşık işi takip ediyor, olgunlaştırıyordu. Hepsinden de öte, en mühim işi, arkadaşlarını bir arada tutmaktı. Ne pahasına olursa olsun ilk heyecanlarını muhafaza ediyor, Osmanlı memleketinde kaybolmalarına fırsat vermiyordu. Kendisinin bile zaman zaman çelişkiye düştüğü bu mükemmel insanlar arasında idealleri diri tutmak kadar zor bir şey yoktu. Onun için her fırsatta bir araya geliyor, yapacaklarını yapıyor, diyeceklerini de diyordu Kripto.
- Evet, ben Osmanlı’nın mahiyetini iyice anladım. Dünyada benim kadar hiçbir insan, bu yapıyı çözememiştir. Her yönüyle derinlemesine inceledim. Sonra da Osmanlının ne yapmak istediğini, maksadını ruhumda hissettim.
- Biz de öyleyiz lakin bir an evvel buralardan bu kaçamak ve sahte hayattan kurtulmak istiyoruz.
- Eski günlerine pek takılma, hatta hatırına bile getirme! Öyle bir hayat yaşamadın! Unut o günleri, kapat o sayfaları! Bir daha bu lakırtıları duymak istemiyorum!
- Tamam.
- Umumileştirmeyin, genelleme de yapmayın. Seven insan sevdiğinin hangi örf ve âdeti olursa olsun; köprüyü geçene kadar eşeğe dayı der, katlanır mesut olmaya bakar.
Dedi Kripto yanındakilere. Kimse aksini düşünmüyordu zaten. Dinlediler, tâ yorulana kadar.
Bursa’nın dışında, kalabalıklardan uzak, sesiz ve tenha bir semtte olan Kızıl Köşk, faaliyetleri için idealdi.
Her şeyin yerine ve yoluna girdiğini, toplantıları zamanında yaptıklarını, gelen ve gidenlerin çok rahat ettiklerini, bir bir sıraladı. Hepsinden en mühim olanıysa altı arkadaşın birlik, beraberlik ve dayanışmasının tam ve sağlam olmasıydı. Bu hususun üstüne basa basa ehemmiyetini bir daha vurguladı. Yerlilerin iştirakiyle büyük bir kitle olmaya doğru gittiklerini, son darbeye yaklaştıklarını, yüzüp yüzüp kuyruğuna geldiklerini, biraz daha sabır ve gayretle neticeye ulaşacaklarını, vadedilen cennete kavuşacaklarını ballandıra ballandıra anlattı. Şimdiden birer aziz olduklarının da müjdesini verdi. DEVAMI YARIN

