"Nasıl söylesem? Doğru biraz farklıyım. Doğan yiğidimizin zamanı geldi. Evlendirelim derim. Günah işlemesinin vebalini taşıyamayız."
Süleyman Çelebi:
- Her zaman neşeli değil miyim?
- Elbette… Fakat…
- Bugün… Nasıl söylesem? Doğru biraz farklıyım. Doğan yiğidimizin zamanı geldi. Evlendirelim derim. Günah işlemesinin vebalini taşıyamayız. Ne sen, ne de ben…
- Peki kimin kızını düşünürsün?
- Fazla tetkik etmedim amma Beyazıd Çelebi karındaşımın kerimesi…
- Gülşah mı?
- Tam ismini bilemiyorum.
- Doğan’ımın haberi var mı?
- Fikrini sorarız. Sonra tanıdık bir aile. Eskimez dostumuz.
- Hanımı Hüsnâ da benim ahretliğimdir.
- Beyazıd Çelebi, intizamlı, kural ve kaidelere riayetkâr, memleketine meftun biri. Padişahımız da ona pek inanır ve itibar eder. Onun kadar disiplinli birini görmedim desem yalan söylememiş olurum. Öyle babanın ve ananın kızı da onlara benzer herhâlde.
- !!!
Süleyman Çelebi, Beyazıd Çelebi’nin medreseden arkadaşı olduğunu, birlikte dersleri mütalaa ettiklerini, münazaralarda hep aynı takımda bulunduklarını, açık fikirli, yerine göre cesur ve korkusuz, imân-ı kâmil biri olduğunu sayıp döktü bir çırpıda...
Sabahın ilk ışıkları, içindeki kararmış duvarları aydınlatırken o tatlı bir huzur içinde ümit doluydu.
Doğan’ın izdivacı adına adımlar atmaya kararlı bir şekilde güne başladı. Gece boyunca düşündükleri, tecrübeleri, ilmi, bir ömre bedel yaşadıkları, düş ve hayal kırıklıkları, nice acıları, pişmanlıkları, onu oldukça olgunlaştırmş, pek kuvvetlendirmiş ve daha iyi bir ebeveyn, baba olması için fırsata dönüşmüştü. Ona göre hayat, birçok karanlıklarla dolu olsa da her an yeni bir başlangıca gebe olabilirdi. Yağmurun temizleyici tesiri gibi, hissi bir temizlik yaparak, muhabbetle, hürmetle dolu bir istikbal inşa etmeye zemin hazırlayabilirdi. Bu zor bir şey değildi ve pek mümkündü. Belki de bu kolay olmayan yolculukta, hakiki mânâda gençlere yeni bir yuva kurmaya sebep olmanın ne demek olduğunu yakinen keşfetmek, en kıymetlisi olacaktı...
Matlube Hanım, bilmem kaç senedir birlikte aynı yastığa baş koyduğu hayat arkadaşını, bu kadar kararlı ve heyecanlı görmemişti. Ortada herhangi bir şey olmasa da bu meseleyi konuşmak tatlı bir heyecan uyandırıyordu onda.
Dış kapının açılmasıyla sustular. Gelen Doğan’dı. Kapı aralığından selam vererek, beklemeden hızlı adımlarla odasına geçti.
Süleyman Çelebi;
- Niçin insanlar birbirilerine karşı açık kalpli değiller? En iyi dediklerimiz bile karşısındakinden bir şeyler saklıyor. Bütün düşündüklerini izah edip açıklamıyor? Nedense herkes olduğundan daha farklı görünmek istiyor. Hislerini hemen açığa vurursa altta kalacakmış, ezilecekmiş, kendisine ehemmiyet verilmeyecekmiş gibi korkuya kapılıyor…
- Sana sormalı.
- Ah bir bilsem! Yukarı kaçtı.
DEVAMI YARIN

