Hadisenin çıktığı cumâ gününden sonra ilk defa bir araya gelen kızlar için bugün çok mühimdi. Herkes noksansız toplanmıştı.
Gülşah'ın bütün arkadaşları bahçede toplanmıştı. Burası, ilk bahardaki gibi yeşil ve rengârenk kalan ender yerlerden biriydi. Çünkü her mevsim çiçek açan güller ve nebatatla donatılmıştı dört bir yanı. İrili ufaklı çeşitli ağaçların olgunlaşmış meyve yüklü dalları yerlere kadar eğilmiş, sebzeler ise yenmek için koparılmayı bekliyordu. Canlı ve taptaze kalmış bu güzel bahçe, nice hayalleri süslüyordu.
Orhan Bey zamanından kalma bahçenin orta yerine kondurulmuş şirin konak, ilk günlerdeki gibi sakinlerine hizmet vermeye devam ediyordu. Sanki onca zaman fırtınası, asırlık çınar ağaçlarının arasındaki bu taş binanın, kırmızı kiremitleri üzerinden hiç esmemişti. Bahçenin orta yerinde, konakla uyumlu, usta sanatçıların elinden çıktığı her hâlinden belli mermer çeşmeden şırıl şırıl akan su, bir ninni gibi geliyordu kulaklara. Bu serin suyun içimine doyulmuyordu. Bahçe, çeşme ve çevresi çok güzeldi. İnsana yaşama sevinci ve huzur veriyordu.
Coşkuyla oradan oraya uçan sayısız kuş cıvıltıları arasında, temiz, bakımlı, bol çeşitli meyve ağaçları altında, yemek, eğlenmek, geleceğe dönük beklentilerinden konuşmak, dertleşmek niyetiyle bey kızları bir araya gelmişti.
Yazdan kalan bu son günleri iyi kıymetlendirmeleri, güzel havaların tadını çıkarmaları lazımdı. Yağmurlar bir başladı mı, ne zaman duracağı belli olmazdı. Dursa da, ne bu ılık hava, ne bu yeşil bahçe kalırdı. Ocak başlarında, gün görmüş ninelerin anlattıkları Şahmaran, Tepegöz hekâtlarını, hazret-i Ali cenklerini, Battal Gâzi hikâyelerini dinleyerek uyuyacakları uzun kış geceleri ise çok yakındı.
Hadisenin çıktığı cumâ gününden sonra ilk defa bir araya gelen kızlar için bugün çok mühimdi. Herkes noksansız toplanmıştı. Kimler yoktu ki; Dilruba, Perihan, Esma, Nezaket, Dilara, Rüveyda, Şeyda, Şeyma, Betül, Reyhana, Fehime Nazlı, Zeynep, Nefise, Hatice, Asuman, Elif, Neslihan, Zehra, Şevval, Betül ve diğerleri.
Çeşmenin suyu, bahçenin bir köşesinde gölet oluşturmuştu. Tabii bir göl görünümünde olan bu su birikintisinin, zümrüt gölgeleri içinde açmış nilüferler, insanı büyülüyordu âdeta...
Kızlar, köşkten hasır, kilim ne bulduysa getirip ağaçların gölgelediği geniş boşluğa serdi, yan gelip uzanmadan ilk önce aralarında iş bölümü yaptılar. Dürdane, birkaç arkadaşını da yanına alıp yemek yapacak, Gülşah helva kavuracak, Perihan ve birkaç kız meyve toplayacak, Dilara ile arkadaşları sofra kuracak, Nezaket ve bazı kızlar ise ortalığı toplayacaktı.
Serin bir rüzgâr, sonbaharın fısıltısını çoğaltarak esiyor, üstlerinde yeşil desenli bir çadır gibi açılan ağaç dallarını titretiyordu. Bursa’nın bu şirin, temiz, rengârenk bahçesi bugün daha bir renklenmiş, canlanmıştı.
Bir taraftan herkes üzerine düşen vazifeyi yaparken, diğer taraftan akıncıların küffâr üzerine yapmış oldukları, çoğu destan olmuş baskınlarını anlatıyor, kahramanlarla bazen bir cenkte cengâver, bazen yaralarını sardıklarına âşık oluyor, hayal âlemlerinde gönüllerince uçup, gidiyorlardı. DEVAMI YARIN

