Kaydet
a- | +A

AB mevzuatı 110 bin sayfa tutuyormuş. 2004''e kadar kanunu, tüzüğü yönetmeliği ve daha birçok yazılı kuralı ile 110 bin sayfayı okuyup, anlayıp kendi mevzuatımızı bunlara göre yeniden tanzim edeceğiz. 110 bin sayfa ve dört yıl. Dört yıl, bir fakülte süresi olduğuna göre ''ev ödevi''nin bu zaman zarfında iyi çalışılması lazım. 10 Aralık''tan itibaren bekleme odasındayız. 2004''le birlikte de imtihan odasında olacağız.

Acaba olabilecek miyiz? Başbakana bakarsanız müddetin kısalması bile söz konusu. Elbette; niçin olmasın? ''Mutlaka dört yıl geçecektir'' diye bir şart zaten yok. 2004 tarihi daha ziyade Rumlar ve Yunanlılarla aramızda mevcut ihtilaflarla alakalı. Dolayısıyla sıkı bir mevzuat taraması ve birbirini takip edecek reformlarla tam üyelik bekleyişini kısaltabiliriz. Bunun nazarî olarak gerçekleşmesi mümkün. Ya pratik, pratikte de mümkün mü? Bu sebeple aynı soruyu tekrarlayacağız: -Acaba 2004''te imtihan odasında olabilecek miyiz? Gerçekten yazıldığı gibi MGK, mütalaa serdeden bir danışma hey''eti haline mi gelecek? Bir daha darbe olmayacak mı? AB''ye aday olmamız herkesi memnun etmiş görünmüyor. Bir gayri memnunlar kitlesi de giderek oluşmaya başlayabilir. Gayri memnunların karşı çıktıkları iki hususu herkes paylaşıyor. Bunlar, Kıbrıs ve Ege''dir. Bu iki ihtilaf, adaylık sürecinin en nazik bahisleri. Öyle tahmin ediyoruz ki Ege mevzuu, KKTC''den de daha fazla ehemmiyetli. Çünkü, Denktaş''ın da dediği gibi Rum kesiminin AB''ye aday sayılması ile birlikte Kıbrıs kalıcı olarak bölünmüştür. Bu bölünme ile Güney Kıbrıs, Avrupalı yapılırken Kuzey Kıbrıs, bu haktan mahrum edilmekte. O takdirde yapılacak olan AB üyesi olmuş Türkiye''nin KKTC vatandaşlarına re''sen Türk pasaportu vermesidir.

Gayri memnunların ikinci rahatsızlıkları millî hakimiyete dairdir. Birçok istemediklerini de bu madde altında toplayabilirler... Şüphesiz ki millî hakimiyet denen bağımsızlık konusu, her vatanseverin vazgeçilmez değeridir. Bununla beraber AB nihayet bir andlaşmadır. Hiç kimse bizi oraya zorla dahil etmedi. Bilakis kendimiz 40 yıldır 10 Aralık''ı daha doğrusu kesin adaylığı beklemekteydik. Aday olmamız hayatî çıkarlarımızdan sarfınazar etmemiz anlamına gelmeyecektir. Ne Kıbrıs''tan vazgeçeceğiz, ne Ege''yi Yunan gölü yaptıracağız, ne Anadolu''yu böldüreceğiz. AB daha ziyade kişi haklarının ön plana çıkartılmasıdır. Kalitede Avrupa standartlarına kavuşmaktır. Enflasyonun tek haneye düşmesi de, vizenin kalkması da, işkencenin yok edilmesi de, trafiğin yeniden düzenlenmesi de, serbest dolaşım hakkı da, hukukun elden geçirilmesi de doğrudan doğruya insanla, insanın menfaatleri ile alakalıdır. Bu toprakların mensupları da bir Brükselli, Parisli Romalı gibi yaşayabilmeli. İç içelikle sadece biz kazanmayacağız. Şüphesiz AB''nin diğer üyeleri de bizden çok şeyler öğrenecekler. AB''de birinci öncelik insanadır. İnsan ön plana geçerken devletin, iktidarın gündelik işleyişi ile alakalı bazı kısıtlamalar gelebilir. Bir andlaşmada taraf olmakla en başta buna razı olmaktasınız. Zaten dünya globalleşmiştir. Türkiye, tarihen Avrupa''dadır. Türkler, Avrupa''daki nüfusları ile bazı küçük Avrupa devletlerini aşmışlardır. Bunu artık onlar bile dile getiriyor. AB''ye girmekle ne bayraktan, ne topraktan, ne Türkçe''den vazgeçiliyor. Önceki üyeler bunlardan hangisini feda ettiler? Hiç birini! Öyleyse daha soğukkanlı olmalı. AB üyelerinden Kıbrıs ve Ege mes''elelerinde bizim gibi düşünmelerini beklememiz ne kadar doğru olur? Onlar medeniyetlerinin temeli olarak Atina kültürünü görüyorlar.

Tarihi bir dönemece girdik.

Aday kabul edilmemiz önemli bir imkândır. Balıkta hiç kılçık olmasa daha güzel ama her şey de gönle göre olmuyor. O bakımdan mümkün oldukça objektif bakmalı. Yarın Almanya, Fransa seviyesine gelmiş bir Türkiye ister AB''de kalır, isterse çıkar. Bu sebeple hassasiyetlerle hassas odakları kaşımamalı. Kaşındıkça tam üyeliğe dair kaygılar da artacaktır. Buna rağmen kaygılanmaya gerek yok.

Tam üye olacağız... Bir ân evvel AB fakültesine çalışmaya başlayalım. 2000''lerde milletlerle rekabet iç içe yaşayarak olacak.