Eğer sütun sıkıntısı olmasaydı yazımızın tam isminin "Avrupalı bir kanalizasyon işçisinden ahlak dersleri" olması gerekirdi... Şu günlerde ülkemizde bir Alman misafir var. Şüphesiz Türkiye''de hemen her ân Alman konuklarımız oluyor.
Bu defaki ayrı biri. İlk fark, Alman Başbakanı Gerhard Schröder''in kardeşi olması. İkincisi ve daha mühimi ise dürüstlüğü.. Ürgüp Belediye Başkanı Bekir Ödemiş''in daveti ile ilk defa yurt dışına çıkarak memleketimizi ziyaret eden Lothar Vosseler''in enteresan bir hikâyesi var. Başbakanla akrabalıkları anne bir baba ayrı kan bağına dayanıyor. Schröder, dünyanın ekonomi zirvelerinden Almanya''ya Başbakan seçildiğinde 50''li yaşlardaki Vosseler işsizdir. Ağabeyi Başbakan olan bir işsiz ne yapar? O''nun nüfuzundan istifade ile kendine derhal iyi bir kapı bulur. Lothar Vosseler, buna tenezzül etmemiş. Hüviyetini saklayarak tam üç sene iş aramış. Geçen yıl "Bild" gazetesi kendisini fark ederek O''nunla bir röportaj yapmış. Bunun üzerine bir kanalizasyon şirketinde iş bularak kanalizasyon operatörlüğüne başlamış. Röportajla ismi duyulunca iki gelişme daha olmuş. Başbakan, yardım, Köln Express yönetimi de gazetede yazmasını teklif etmiş. Alışılagelen nedir? Bu gibi şartlarda Başbakanın yardım haberi havada kapılır. O ise gazetecilik gibi zahmetli bir işi kabul etmiş. Halen kanalizasyon operatörlüğü ile birlikte bunu da yürütüyormuş... Bakınız bu adam neler diyor: -Hiçbir zaman Başbakan Schröder''den yardım etmesini istemedim. Yıpranırdı. İşsiz gezdiğim günlerde ''bugün-yarın iş bulurum'' ümidiyle dolaştım. Asla kardeşimin isminden yararlanmayı düşünmedim. Almanya''da benim gibi daha 4 milyon işsiz var. Başbakan, sahip olduğu yetkilerle bana iş bulsaydı rahatsız olurdum. Vosseler, Türkiye üzerine de konuşuyor. Dedikleri, mahcup edecek tesbitler: -Bazı siyasilerin devlet imkânlarını yakınlarına peş-keş çekmelerini doğru bulmuyorum. Ne var ki Türkler de bu durumu yadırgamaz olmuşlar. Ailelerin birbirini koruması, dayanışma fikri ülkenizde yanlış telakki ediliyor. Bazı politikacılarınız devlet imkânlarını akrabalarının emrine vermek istemekteler. Siyasiler, halk için çalışmalı. Onları o mevkilere yakınları değil halk getiriyor. Akraba, akraba olarak kalmalıdır. Bizde bir Maliye Bakanı uçak biletlerini hususi bir şirketten aldırtınca istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Belki bu Türkiye''de sıradan bir haldir. Buyurunuz işte daha düne kadar "gâvur" diye küçümsenen insanlardan ahlak dersi. İslamî tarafımız göçtü. Batılı tarafımız da gelişmedi. Sonunda düşeceğimiz kadar düşerek böylesi bakış ve değerlendirmelere muhatap olduk. Bir Türk vatandaşı kalkıp bu şahsın doğru konuşmadığını iddia edebilir mi? Aksine okuyan herkes içi yana yana O''na hak verecektir. Ülkemizde yolsuzluğun bini bir para. Hayata yeni başlayan çocuklar dahi her yarım saatte bir banka rezaletlerini dinleyerek büyüyorlar. Madalyonun diğer yüzü: Dürüstlükle cevaplandırılması gereken bir soru: Kaçımız kardeşimiz Başbakan olsa kimliğimizi gizleriz? Sınıf atlamayız, statü değiştirmeyiz, çevremizi kalkındırmaya başlamayız? İşte bunun için. Osmanlı Sultanları nüfuzlu kodamanlar oluşarak suiistimallere gitmesinler diye yerli halkla evlenmemişlerdir. Asırlar boyu süren tarihimizde bir yeğen, kayınbirader vs. vak''ası yoktur. Onlar, "nizamı âlem içün" ciğerpâreleri olan evlâdlarını feda edebilen kahramanlardı...
Cihana numune bir ahlâktan. Batılı bir kanalizasyon çalışanından ders alacak sefilliğe.
Veya... "Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!" yüceliğinden "devletin malı deniz, yemeyen domuz!" cüceliğine. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı için titreyen nesiller yetiştirmezseniz sonu bu olur.

