İnsanın duyduğu haberle kalbinden hançerlenmişe döndüğü zamanlar vardır. Dün çok yoğun bir şekilde böyle bir hal yaşadık...
Hadise, kısaca şöyle... Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu 2. sınıf öğrencisi Nuray Canan Bezirgân, bundan üç yıl önce Tıbbî Dokümantasyon son sınıf öğrencisi olduğu günlerde okuluna gider ve imtihana girmek ister. Bu istek, üniversitede idareyi ele geçirmiş zihniyet tarafından "eğitim ve öğretimi engelleme" kabul edilir. Çünkü Canan''ın başı örtülüdür. Şikâyet ederler, hakkında dâvâ açılır. Delikanlı savcının istediği ceza 6 aydan 2 yıla kadar hapistir. Sanık öğrenci kendini kısacık savunur: -Ben örtüyü Allah''ın emri olduğu için takıyorum... Üç yıl devam eden yargılama önceki gün biter. Fatih 1. Asliye Ceza Mahkemesi, adı geçen genci önce 6 ay hapse mahkûm eder, sonra bu mahkumiyeti 800 bin TL para cezasına çevirir daha sonra da sanığın duruşmalardaki iyi halinden dolayı infazı tecil eder.. Bu haberin gazetelerde çıkmasından üç gün önce İstanbul bayram havasındaydı. Fetih kutlanıyor, şehrin sahibinin türbesine şükrân ziyaretleri yapılıyordu. 29 Mayıs''tan iki gün sonraysa ismini taşıyan bir mahkemede Fatih''in torunu bir kızcağız mahkûm ediliyordu. Paradokslar bundan ibaret değil... Dün bu kararın daktilo takırtıları arasında yazıldığı sırada koalisyon ortağı üç lider meşhur zirvelerinden birini daha yapıyorlardı. Bir kere daha havanda su dövülmüştü. Birbirlerine dargın gibi durdukları açıklamada insan haklarından bu defa da bir haber yoktu. Bir kere daha bu cesareti gösterememiş, sade suya tirit cinsinden ortalama laflarla vaziyeti kurtarma yolunu seçmişlerdi. Hakim, besbelli ki istemeye istemeye inanmadığı bir karar vermişti.
O, kararı yazdırırken Türkiye Cumhuriyeti''nin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de Çankaya Köşkü''nde milletvekillerini kabul ediyordu. Cumhurbaşkanı''nın kabulünde başı kapalı milletvekili ve başı kapalı vekil eşleri de yer almaktaydı. Türkiye''de bunlar olurken bir karar da Belçika''da alınıyordu. Belçika mahkemesi, Türkiye''de idam cezası olduğu gerekçesi ile Özdemir Sabancı ile birlikte üç kişinin katili Fehriye Erdal''ın iadesine dair talebimizi reddetmekteydi. Yüzü hiç kızarmadan kameralara zafer işareti yapan bir sanığı cezası kesinleşmişken bile yabancı mahkeme O''nu Türkiye''ye vermiyor. Sebep asılma ihtimali.
Oysa Türkiye artık kimseyi asmıyor. Buna rağmen ihtimal dahilinde de olsa ileri ülkeler insan hakları konusunda hassasiyet göstermekteler. Toplam netice şudur: İnancı gereği örtünen bir öğrenci hem sabıkalanıyor, hem tahsil hakkından oluyor, hem de üç yıl mânen yıpranıyor. Şu dünyada masumlar katil, katiller masum... Katiller gülüyor. Masumlar ağlıyor. Vicdanına aykırı karar vermek zorunda kalan hakimse -kim bilir- belki de ağlamak için yalnız kalacağı bir ânı bekliyor. Canan''ın tahsil hakkına mani olanlar, O''nu şikâyet edenler acaba ne kadar müsterih? Şimdi onları bulup bunu kendilerine sorsanız verecekleri cevap bellidir, "Şeriatin kestiği parmak acımaz." İşte bir çelişki de bu. Şeriate küfredenler onun hükmüne sığınıyorlar. Öz yurdunda parya hayatı yaşayanların memleketinde bunlar olur. Nuray Canan Bezirgan üzülmesin. Bu dünyada yapacağı en iyi bezirgânlığı yapmış.
Şimdiden vasiyet etsin.
Öldüğünde bu ilamı tabutuna koysunlar.

