Kaydet
a- | +A

Almanya''nın en yüksek satışlı gazetelerinden Frankfurter Allgemeine''in hakaret unsurları ayıklanmış haberi aynen şöyle: "İstanbul Üniversitesi Rektörü, bir bölümü daha kapattı.

Bu defa gözünü Türkiye''de bir eşi daha bulunmayan ''Bilim Tarihi Bölümü''ne dikmişti.

Bu araştırma biriminin milletlerarası şöhreti ve bölüm başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu''nun itibarı da rektörü engelleyememişti.

Zikredilen bölümün bir kusuru vardı ki, o da Osmanlı devletindeki bilimlerin tarihiyle meşgul olmasıydı. Rektörün nazarında Osmanlı Devleti, sadece bir bozulmanın, bir çöküşün yönetimiydi; bilim ancak Kemalizm''le, Cumhuriyetin kurucusu Atatürk''ün ilkeleriyle Türkiye''ye adım atabilmişti. Alemdaroğlu daha 1998/99 öğretim yılı sonunda Siyasal Bilgiler ve İktisat Fakültelerinin üçer bölümünü kapatmıştı. Üniversite Senatosu, gündemde olmadığı için bu yöndeki bir teklifle gafil avlamıştı. Senato üyelerinin sadece yüzde15''i teklife evet demiş, geri kalanları ise çekimser oy kullanmışlardı.

Ama o, kararı hemen uygulamaya geçmişti. 1999''un Ağustos''undaki depremden sonra rektör, çoğunluğu suskun olan üniversite hocalarını depremden zarar gören üniversite binalarının onarımına maddi katkıda bulunmaya çağırmak zorunda kalmıştı. Bunun sebebi de kendisinin, hükümetin depremden zarar gören kurumlara tahsis ettiği maddi imkândan yararlanma hususunda hemen harekete geçmekte ihmalkâr davranmış olmasıydı.

Buna karşılık bir konuda çok hızlı hareket etmişti. O da Üniversitenin merkez binasına, onu gösterişli bir rektörlük binasına dönüştürmek için göz koymak. Depreme kadar bu binada hukuk ve iktisat fakültesi öğretim üyelerinin odaları bulunuyordu. Alemdaroğlu, bu odaların yıkılma ihtimalinden dolayı boşaltılmasını istedi. Yurtdışında olan öğretim üyeleri, talimata itiraz hakkına sahip olmadıklarından kitaplarını bir daha göremediler. Zira cerrahi profesör olan rektör, hukuk ve iktisat kitaplarını SEKA''ya hurda kağıt olarak bağışlamıştı. Alemdaroğlu''nun 4 yıllık rektörlük süresinin yaklaşık 3 yılı geride kaldı. Bununla birlikte, tekrar seçilme şansı yine de var.

1939''da Trabzon''da dünyaya gelmiş olan bu otoriter yöneticinin iktidarının dayanağını aynı üniversiteye bağlı olan iki tane tıp fakültesi oluşturmaktadır. Üniversitenin 17 fakültesinde görevli 2300 dolayındaki öğretim üyesinin yarısından fazlası tıp fakültesi mensubudur.

80 bin öğrencisi olan Türkiye''nin bu en büyük üniversitesinde bir rektör seçilebilmesi için tıp fakültesi mensuplarının oyları tek başına yeterli olabilmektedir.

Rektör üniversitedeki sosyal bilimcileri kendisine karşı isyana zorlamaktadır. Son olarak, kitap yayımlayıp ücret alan bir profesör hakkında araştırma yapmaya kalkışmıştır. Diğer taraftan, TBMM soruşturma komisyonlarından biri, kendisi hakkında, rektörlük görevi sırasında kamu paralarını kullanırken suiistimal yaptığı gerekçesiyle ceza takibatı açılmasına karar vermiştir. Alemdaroğlu, muarızlarını bir çeşit hakaret olan "ikinci cumhuriyetçi" olmakla itham etmektedir. Böyle bir suçlama ise bu kişileri pek de küçümsenmeyecek tehlikelerle karşı karşıya bırakmaktadır. İlk cumhuriyeti Atatürk kurmuştu, Alemdaroğlu da onu hiç değiştirmeden korumayı gaye edinmiştir. Onun Kemalizm anlayışı ise şekilden ibarettir. Ulusal bayramlarda kampüste, törene katılmaya zorlanan profesörlerin başına geçerek yürümekte ve 1933''te Cumhuriyetin ilanının 10. yılı münasebetiyle bestelenmiş ''10. Yıl Marşı''nı yüksek sesle söyleyip onları da birlikte marş söylemeğe davet etmektedir. 1980 darbesinden sonraki dönemde olduğu gibi, erkek öğretim üyelerinin sakal bırakması engellenmektedir. Alemdaroğlu, kadın öğretim üyelerinin etek boyları hatta tırnaklarının uzunluğunu da belirlemiştir. Bugüne kadar sosyal bilimler alanında önde gelen 20''den fazla profesör, İstanbul Üniversitesi''nden ayrılarak yeni kurulan özel üniversitelere geçmiştir." Adı geçen gazetede Rainer Hermann imzasıyla çıkan bu haber, neticede Türkiye ve bir Türk üniversitesi ile onun rektörü hakkında. Hiç de iftihar edilecek gibi değil. Hatta utandırıcı... Belki yabancı bir gözlemcinin müşahedelerini yansıttığı için bir iki aşırı taraf olabilir. Ancak; onlar, yazılması gerekenlerden daha az. Haberle ilim hayatımız, milyonlarca okuyucu önünde küçük düşüyor. Kemal Alemdaroğlu, bir "derebeyioğlu" olmadığına göre neden kimse kendisine "dur!" demiyor. Evet, neden? Bir rektör ki ondan öğrenci, veli, öğretim üyesi, bölüm başkanı, dekan, medya ve nihayet dünya medyası şikâyetçi, fakat O, yerinde. Eğer böyle biri sırf tıp mensubu diye makamını koruyorsa "tıp ırkçılığı" yapanlara binlerce kere yazıklar olsun. Demek ki onlar doktor olmuş fakat olması gerekeni olamamışlar.