Bu gecenin ''Mevlîd Kandili'' olduğu haberi, yüzümüze esen hoş kokulu bir bahar rüzgârı gibi geldi. Sevindik, ferahladık, dinçleştik, kan tazeledik, gönül yeniledik... Her mü''minin de aynı ruh halinde olduğuna şüphemiz yok... Öylesine bunaldık, kavgalardan öylesine yıldık, cahilliklerden o kadar bîzar olduk ki anlatılması zor. Bütün ülke, karakolluk gibi; herkes herkesle kavga-dövüş içinde. O, ona sataşmış, beriki diğerinin kafasını yarmış, öbürü bir üçüncüye demediğini bırakmamış... Düşünüyoruz da hayatımız handiyse kapışmalar içinde geçti. Kendimizi daha yeni bilirken 27 Mayıs idamları ile yüz yüze geldik. 10 yaşında bir çocuğun darağacında sallanan resimlere bakarak hayatı tanımasındaki ürkütücü gerçeği tahayyül edebilirsiniz... ''70''lerde sağ-sol kavgaları ile memleket ikiye ayrıldı. Her gün onlarca genç ölüyordu. Sonra 12 Mart idamları oldu... Üç devlet adamı bir taraftan asılmıştı, üç genç de bir taraftan. Ama bu bir netice vermedi. Bölünmüşlük sürüp gidiyor, zulüm ve katliamlar devam ediyordu. Derken 12 Eylül 1980 darbesi yapıldı. Bu arada PKK adlı bir bela zuhur ederek millî birlik ve bütünlüğümüze, insanların mal ve canlarına kastetti... Az değil, azımsanacak gibi değil, 40 yıldır kavga etmekteyiz. Kimle? Çoğu vakit kendi kendimizle? Demokrat-Halk diyerek, Adalet-Halk diyerek, Adalet-Selamet diyerek, Halk-Selamet diyerek, ANAP-Doğru Yol diyerek, ANAP-Refah diyerek... Kırk yıl evvel bir taraf diğer tarafa mesela İsmet İnönü, Adalet Partililere "mürteci" diyor. Beri tarafın yazarları öbür yakanın adamlarını kâfirlikle itham ediyorlardı.
Turgut Özal dönemi hariç kavgalar durmadı, durulmadı. Siyaset bilmez siyasetçiler, ehliyetsizliklerine bakmadan milletin önüne düşerek kaptanlığa kalkışıp gemiyi kayalara bindirdiler. Vatandaş, olup bitenlere bir mânâ veremiyor, zamanlama taktiklerini bir neticeye bağlayamıyor. Zaten işsizlik canına tak demiş, hayat pahalılığı hayattan bıktırmış, yaşadığı, gördüğü, işittiklerinden bunalmış vaziyette. Onun gündem maddeleri başka, ondan kopuk yukarıdakilerin gündemi başka.
İşte bu halde iken Sevgili Peygamberimiz''in "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" doğum günü haberi, bunalmış olanlara kurtarıcı bir müjde gibi geldi. Bugün ve bu gece rahmet rüzgârları insanlığı bir kere daha sarıp bürüyecek. O, cahiliyetin zirvede olduğu bir tarih kesitinde insanlığın ufkundan bir güneş gibi yükselmişti. Zaman O''ndan uzaklaştıkça, insan O''ndan uzaklaştıkça, mü''min O''ndan uzaklaştıkça kargaşa, kavga, hırçınlık, geçimsizlik artıyor. Bugün kendini dindar sanan da O''ndan uzakta, dinsiz sanan da... Kurtuluş O''nda, O''nunla. Bunalımların, kavgaların ümidsizliklerin çıkış ve çözüm yolu O''nda. O''nu tanıdıkça, O''nu aramakta samimi oldukça, O''nu sevdikçe, O''nu sevmeye çalıştıkça mutlu olacağız.
Sen iyi ki doğdun yâ Resulallah!.. Bir de sensiz olsaydık! Zaman ne olurdu, mekân ne olurdu, insan ne olurdu?

